Mevlid Kandili « Yazarlarımızın Yazıları
Mevlid Kandili

Mevlid Kandili

07 Ekim 2022
177

MEVLİD KANDİLİ

Mevlid Kandil’inizi tebrik eder, Efendimiz (sav)'in veladetinin sene-i devriyesinin ülkemizin, İslâm âleminin birlik, dirlik ve beraberliğine, insanlığın hidayetine, barış ve huzuruna, bütün müminlerin dualarının kabul edilerek arınma ve affedilmelerine vesile olmasını Yüce Allah'tan niyaz ediyorum. Kaleme aldığım "HATEMÜ’L-ENBİYA HZ. MUHAMMED (S.A.V.)" başlıklı yazımı okumanızı istirham ediyorum. Umarım zamanınızı zayii etmemiş olurum. Hüda-i bakiye emanet olunuz efendim.
 
HATEMÜ’L-ENBİYA HZ. MUHAMMED (S.A.V.)
Rahmet ve mağfireti sonsuz olan Yüce Allah’u Teâlâ, kendisine kulluk etsinler diye yarattığı insanlara doğru yolu göstermek, emir ve yasaklarını tebliğ etmek için Peygamberler göndermiştir. Nitekim Kerim Kitabımız Kur’anda Yüce Rabbimiz şöyle buyurmuştur: “Andolsun ki, biz her millete, Allah’a kulluk edin ve Tağut’tan (şeytandan, putlardan) sakının (uzaklaşın) diye Peygamber gönderdik. Allah onlardan bir kısmını hidayete (doğru yola) iletmiştir. Onlardan bir kısmı için de sapıklığa düşmek hak olmuştur. Yeryüzünde gezin de görün. İnkâr edenlerin sonu nasıl olmuştur”. (Nahl/Ayet 36)

Hz. Âdem (a.s)’den Hz. Muhammed (s.a.v.)’e gelinceye kadar, gerçek sayıları Allah tarafından bilinen binlerce Peygamber gelip geçmiştir. Allah (c.c.) , Peygamberler zincirini, Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) ile tamamlamış ve O’nu bütün insanlığın Peygamberi olarak göndermiştir. Artık Efendimizden sonra Peygamber gelmeyecektir. Bütün insanların görevi, O’na ittiba etmek/tabi olmak ve O’nun tebliğine inanmak, davetine koşmaktır. 

Hz. Muhammed (s.a.v.)’ in daveti, bütün Peygamberlerin davetinin özü ve mükemmel şeklidir. Bütün Peygamberler ümmetlerini, Allah’tan başka ilah olmadığına inanmaya ve yalnız O’na kulluk etmeye çağırmışlardır. Yüce Rabbimiz bu hususu şöyle açıklamıştır: “Senden önce hiçbir Resul göndermedik ki, O’na : “Benden başka ilah yoktur. O halde bana kulluk edin” diye vahyetmiş olmayalım.” (Enbiya/Ayet 25)

Hz. Peygamberimiz (s.a.v.)’i anlamak Kur’an’ı anlamaya, Kur’an’ı anlamak da Hz. Peygamberimiz (s.a.v.)’i anlamaya bağlıdır. Kur’an-ı Kerimde Allah’ın sevgisine mazhar olmanın Hz. Peygamber (s.a.v.)’e uymaktan geçtiğini, “De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Âl-i İmrân/Ayet 31) ve “Hz. Peygamber (s.a.v.) (sevgisi) müminlerin içinde olduğu sürece Allah’ın kendilerine azab etmeyeceğini, “Sen içlerinde iken Allah onlara azap edecek değildir…” (Enfâl/Ayet 33) vurgulanması, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in örnekliğinin müminler için ne kadar önemli olduğunu açıkça ifade etmektedir.

Efendimiz (s.a.v.), söz ve uyarılarıyla, örnek ahlakıyla, davranışlarıyla, sabırla sürdürdüğü eğitimi ve rehberliği ile küçüklere sevgi ile muameleyi, büyüklere/yaşlılara karşı saygıyla davranmayı öğretti. “Cennet anaların ayakları altındadır” sözüyle kadınları onurlandırdı. Engelli sahabelere görev vererek, onları idari görevlere getirerek, onları da onurlandırdı. Gençlere değer verdi ve ibadetle yetişen gençleri, arşın gölgesinde gölgelenecek olanlar arasında saydı. Hâsılı, vahyin öncülüğünde cahiliye toplumunu medeni bir topluma dönüştürdü. Şirkin yerini tevhit inancı, haksızlığın yerini adalet, kibir ve nefretin yerini tevazu ve sevgi, çekişmenin ve bencilliğin yerini barış, huzur ve iyilikte yarışma almıştır. Bundan dolayıdır ki, bu yeni dönem İslam’ın altın çağı anlamına gelen “Asr-ı Saadet” olarak anılmıştır. 

Hz. Peygamberimiz (s.a.v.), birlikte yaşamanın vazgeçilmez unsurları olan barışı, müsamahayı, affı, rahmeti ve merhameti, bir söz olmaktan çıkarıp yaşanılan bir gerçekliğe dönüştürmüştür. Kendisinden düşmanlarına ‘beddua ve lanet’ etmesini isteyenlere kendisinin bunlar için değil; “Rahmet ve Merhamet Peygamberi” olarak gönderildiğini söyleyerek uyarmış ve yol göstermiştir. O hiç kimseyi ayıplamamış, kötülüğe kötülükle karşılık vermemiş ve nefsi için intikam almamıştır. Etrafındakileri hiç incitmemiş, kendisinden talepte bulunanı geri çevirmemiştir. 

Dürüstlüğü, emaneti korumayı, insan haklarına riayet etmeyi, yetim ve kimsesizlere kol kanat germeyi, kimseyi incitmemeyi, iyilik yapmayı öğütleyen ve örnek hayatıyla bunlara en güzel örnek olan Peygamberimiz (s.a.v.); “İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de gerçek anlamda iman etmiş olamazsınız.” (Müslim, İman 93) buyurarak sevgiyi ve imanı toplumsal barışın, birlikte yaşamanın temel taşı yapmıştır. Bu konuda akla gelen ve hepimiz tarafından iyi bilinen birkaç hadisine kulak verelim: “Sizden biriniz kendisi için istediğini Müslüman kardeşi için de istemedikçe (kâmil manada) iman etmiş olamaz.” (Buhârî, İman 7).  “Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona haksızlık etmez, onu düşman eline bırakmaz. Kim Müslüman kardeşinin ihtiyacını giderirse Allah da onun ihtiyacını giderir; kim Müslüman kardeşini bir sıkıntıdan kurtarırsa Allah da onu bir sıkıntıdan kurtarır; kim Müslüman kardeşinin bir kusurunu gizlerse Allah da onun kusurunu gizler (affeder)” (Buhârî, Mezâlim, 3) Hz. Peygamberimiz (s.a.v.), uzlaşma ve kaynaşma çabası göstermenin Müslümanlar için bir görev olduğuna şöyle işaret eder: “Mümin ülfet eden (uzlaşıp kaynaşan) insandır; ülfet etmeyen ve kendisiyle ülfet kurulamayan insanda hayır yoktur.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/400).

Hz. Peygamberimiz (s.a.v.) aynı toplumda beraber yaşadıkları gayr-i müslimlerle münasebetlerinde de bugünün insanına güzel örnekler sunan uygulamalar sergilemiştir. Hasta olan bir Yahudi’yi ziyaret etmesi ve bir Yahudi cenazesi için ayağa kalkması hepimizce malum hadiselerdir. Hz. Peygamberimiz (s.a.v.)’in ayağa kalktığı cenazenin Yahudi bir kişiye ait olduğunu hatırlatanlara “Bu da bir insan değil mi?” (Müslim, 1593, 1596) şeklindeki verdiği cevabı, insana sırf insan olduğu için saygı gösterilmesi gerektiğinin fiili bir örneğidir.
Al-i Şan Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’in Peygamberliği salt manevi, ahlaki ve uhrevi bir içeriğe sahip değildir. O’nun misyonu/amacı/örnekliği bir o kadar da dünyevi, siyasi, askeri ve hukuki içeriklidir. İslam dininin doğuşu ve tamamlanış süreci, aynı zamanda kabileler şeklinde yaşayan bir toplumun, egemen bir devlet haline geliş sürecidir. Bu süreci yöneten Efendimiz (s.a.v.) ise, toplumu eğiten ahlaki bir önder, hukuki sorunları çözen adil bir yargıç, siyasi sorumluluk ve yetki sahibi bir devlet başkanı ve yerine göre bir başkomutandır.

Prof. Dr. Michael Hart, tarihteki yüz büyük insan isimli kitabında şöyle der: “Dünyanın en etkili insanları listesinin başına Muhammed’i koydum bazı okurları şaşırtabilir, bazılarını da kuşkuya düşürebilir. Ancak Muhammed tarihte, hem dini hem de dünyevi düzeyde üstün başarılı olan tek insandır.” 
Meşhur Alman Şair Goethe ise:  “Hiç kimse Hz. Muhammed’in prensiplerinden daha ileri bir adım atamaz. Biz Avrupa milletleri medeni imkânlarımıza rağmen Hz. Muhammed’in son basamağına varmış olduğu merdivenin daha ilk basamağındayız. Şüphe yok ki, hiç kimse bu yarışmada onu geçemeyecektir.”

Ve ünlü İngiliz Mütefekkir Thomas Carlyle ise: “Allah insanlara şimdiye kadar birçok haberciler, Peygamberler göndermiştir. Fakat Muhammed O Peygamberlerin en yenisi ve en sonuncusu değimlidir? Allah’ın ilhamı O’na zekâ veriyor. Demek ki her şeyden evvel O’nu dinlemeliyiz.”  

Bugün en önemli sorunlarımızdan biri, Hz. Peygamberimiz (s.a.v.)’in örnek hayatı ile kendi hayatımız arasında, iyi bir köprü kurulamaması, dolayısıyla çevresine örnek olacak ahlâkî duyarlılığa sahip dindarlıkların üretilemeyişidir. Bu köprünün inşası için O’nun hayatını tekrar tekrar okumak ve onu iyi fehmetmek/anlamak gerekir. Hiç şüphesiz insanlığın giderek bireysel benliklerine, çıkar, haz ve hıza dayalı hayata yöneldiği bir ortamda, hayatımızı güzel değerlerle inşa edebilmek için O’nun güzel ahlâkına, yol göstericiliğine her zamankinden daha çok ihtiyacımız vardır. Hangi işimiz olursa olsun eğer bu işimizde Hz. Muhammed (s.a.v.)’e yer yoksa O, işin dışında tutuluyorsa, unutulmamalıdır ki, ne o işte ve ne o işi yapanda hayır yoktur. 

Bu duygu ve düşüncelerle, Mevlid Kandil’inizi tebrik eder, ülkemizin, İslâm âleminin birlik, dirlik ve beraberliğine, insanlığın hidayet, barış ve huzuruna, bütün müminlerin dualarının kabul edilerek arınma ve affedilmelerine vesile olmasını Yüce Allah'tan niyaz ediyorum.