KUDÜS… « Yazarlarımızın Yazıları
KUDÜS…

KUDÜS…

12 Mayıs 2021
590


Yahudilerin Filistin topraklarını işgal etmesi ve sömürgeci Batı'nın İngilizler eliyle onlara bir devlet (!) olanağı sunması İsrail'in Filistin topraklarında “işgalci” olduğu gerçeğini asla değiştirmez. 

Siyonist İsrail, Müslümanların vatanını işgal ettiği gibi onların mülklerini de işgal etme, kutsallarını çiğneme politikasını alçakça ve hukuksuzca sürdürüyor. İşgal edilen topraklardan sürülen Filistinlilere ait mülklerin dünyanın farklı yerlerinden getirilen yahudilere veriliyor. Filistinliler Kudüs'teki evlerini ve işyerlerini terk etmeye zorlanıyor. Mülklerini tamir etmelerine izin verilmiyor, sudan sebeplerle yüksek miktarda cezalar kesiliyor. Amaç, 1948’den beri yaptıkları gibi Kudüs'ü terk etmeye zorlamak. 

Tarih bize gösteriyor ki Yahudilerin huzur ve barış içinde yaşadığı tek dönem var. O da Müslümanların hâkimiyetinde oldukları dönem. Endülüs’te yaşadıkları zulümlerin ya da Alman faşizmi döneminde gördükleri kötülüklerin faili asla Müslümanlar değil. Aksine tarih boyunca onlara kucak açan, onları koruyan, onlara barış ve adalet içinde yaşama imkânı sunanlar hep Müslümanlar oldu. Ancak siyonistler geçmişte kendilerine sahip çıkan Müslümanlara yüz yıldır her türlü haksızlığı, terörizmi rahatça uygulayabiliyor. Bu da nankör ve zalim bir karakteri ifade etmesi açısından önemli.

Kudüs İslam, Yahudilik ve Hristiyanlık açısından çok önemli ve kutsal bir şehir. Ancak bu üç dinin tarihte Kudüs’e hâkim oldukları dönemler bize Kudüs’ün aidiyeti konusunda bize yol gösteriyor. 

Şöyle ki;
Tarih boyunca Kudüs'e hâkim olanlar içinde sadece Müslümanlar diğer din mensuplarına adalet ve barış sundular. Haçlı işgali altındaki Kudüs'te Müslümanların ve Yahudilerin nasıl katledildiğini, şehrin nasıl yağmalandığını Amin Maalouf’un Arapların Gözünden Haçlı Seferleri kitabından okuyabiliriz. 

1917’den ve özellikle 1948’den itibaren Filistin’i işgal eden Siyonist Yahudilerin yaptığı zulümleri ve işledikleri cinayetleri anlatmaya sayfalar yetmez. Darüsselam (Yeruşalim/Jerusalem) yani barış ve esenlik şehri olan Kudüs sadece Müslümanların hâkimiyetinde huzurun ve barışın adresi olmuştur.

  Tarih bize şu hakikati öğretiyor: Gün gelecek, devran dönecek terörizmin en büyük temsilcisi olan işgalci İsrail ve onun zulümlerine destek olanlar, ses çıkarmayanlar bir gün yaptıklarının hesabını verecektir. Gün gelecek hiçbir kutsalı ve vicdanı olmayan İsrail yer ile yeksan olacak. Mübarek ramazan ayında, Kadir Gecesinde ektiği zulüm rüzgarları ona fırtına olarak geri dönecek. O zaman yardımına koşacağı, merhamet dileneceği kimseyi bulamayacak. 

1099-1187 tarihleri arasında haçlı zulmüne şahit olan Kudüs bugün bunun bir benzerini yaşıyor. O gün zulmeden zalimler haçlılardı. Mazlumlar Müslümanlar ve Yahudilerdi. Bu sefer eli kanlı olanlar Siyonist Yahudiler, mazlumlar ise Müslümanlardır. Seyredenler ve “endişe duyuyoruz, tarafları itidale davet ediyoruz” diyerek terörizme üstü kapalı destek veren Hristiyan dünyasıdır. 

Kudüs 1187’de Selahaddin-i Eyyubi ile barışın adresi oldu. Osmanlı dönemi de her üç dinin mensuplarının huzur içinde yaşadığı bir dönem idi. Kudüs’te Müslümanların hâkimiyetinde Hristiyanlar ve Yahudiler adalet ve barış içinde yaşadılar. Kudüs bugün farklı inançların adalet ve barış içinde yaşayabileceği bu tecrübeye muhtaç. Ancak bunun terörizmi ve faşizmi tercih etmiş bir siyonist hareketle gerçekleşmeyeceği çok açık. 

Siyonist Yahudilerin yaptıklarına ses çıkaramayan ancak onların zulmünü dile getirenleri “anti semitizm/Yahudi düşmanlığı” ile suçlayanlar ya korkaktır ya da ikiyüzlü insanlardır. Bu kimseler her iki halde de bilerek ya da bilmeyerek siyonizmin emellerine hizmet etmektedir.

Kudüs bugün Müslümanların yaşadığı zilletin en somut işareti. İslam ülkelerinin yönetimlerinin güçlü bir sesle kınama mesajı bile yayınlayamadıkları bir manzarada onlardan bir şey beklemek saflık olur. Müslümanlar kendi göbeklerini kendileri kesmek zorunda. Bunun yolu da hamasetten ziyade; çalışmak, üretmek, ilmî, fikrî anlamda güçlü olmak, siyasi, askeri ve ekonomik yönden gelişmek. Birlik ve beraberlik içinde olmak. Aksi takdirde emperyalist ülkelerin oyuncağı olup aman dilemekten, Batılı baronlardan yardım istemekten başka bir çaremiz yok. 

Allah’a dua edelim elbet. Mazlum elbette Allah’a sığınacak, O’ndan yardım dileyecek. Ama Allah Teâlâ “ey kulum! Sen ne iş yaptın bu zilletten kurtulmak için?” demez mi? Oysa vazifemiz, sorumluluğumuzu Allah’a havale etmek değil bize düşeni yapıp çalışmak. Ancak o zaman duamızın bir anlamı olur. 

İsrail zulmü ve keyfiliği altında yaşamanın nasıl bir zillet duygusu olduğunu görmek için birkaç günlüğüne Kudüs’e gitmek yeterli. Kendi coğrafyamızda ilk kıblemiz olan Mescid-i Aksa’da namaz kılmak için işgalci İsrail askerlerinin iznine, keyfiliğine uymak zorunda kalmak Müslümanlar için tarif edilemez bir zillettir. Bu zilleti ve esareti yaşayarak hissetmektir Kudüs. Her tarafı tarih kokan bir şehri yutkunarak gezmektir Kudüs. 

İslam’ın bir soy dini olmadığını, soya göre değer ortaya koymadığını ve bir soydan gelmeyi üstünlük ya da aşağılık nedeni saymadığına inanıyoruz. Bununla birlikte Siyonist Yahudilerin işgalleri, cinayetleri ve hukuk tanımazlığı dünyada Yahudi karşıtlığını besleyen temel dinamiklerdir. İsrail’in yaptıklarını görmeyip, İsrail aleyhine söylenen her sözü anti semitizm diye boğmaya çalışmak iyi niyetli bir yaklaşım değildir.

Son yaşananlarla bir kez daha gördük ki Kudüs Müslümanların dağınıklığının, zayıflığının ve çaresizliğinin bir dışavurumu. “Umutsuzluk yok. Gün gelir, gül de açar, bülbül de öter.” der Üstad Karakoç. Elbette inanıyorsanız her zaman ümit var demektir. 

Kudüs, bugün kendimize dönmenin, birlik içinde yeniden bilgi ve düşünce üretebilmenin, siyaset, ekonomi ve teknoloji alanında güçlü olmanın vaktinin artık geldiğini, ödevimizin ağır olduğunu bize hatırlatan bir uyarıcı, bir muştu olacaktır belki de. 

Herkesin dersine iyi çalışması gerektiğini de…

 

11.05.2021