Anne-Baba Hakkı « Genel Haberler
Anne-Baba Hakkı

Anne-Baba Hakkı

Yazar: İkra Admin
27 Mart 2018
1519

Bu hafta İKRA Derneği Esenyurt Temsilciliği olarak, sohbetimizde Yayın Kurulu Başkanımız Sn. Av. Halil KENDİR Hocamızı ağırladık. Sohbetimizin konusu:
Anne-Baba Hakkı

Özetle;

Anne-Baba ile alakalı ayet ve hadisleri incelediğimizde, öğrenmemiz ve öğrendikten sonra hayatımıza şekil vermemiz gereken çok önemli hususlar olduğunu görebiliyoruz. 

﴾36﴿ Allah’a kulluk edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anne babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlara iyi davranın. Allah kendini beğenen ve böbürlenip duran kimseyi asla sevmez. (Nisa, 36)

> Allah (cc), bu ayette en büyük günahlardan olan "şirk" mevzusundan sonra sıralama olarak  Anne-Baba'ya yapılan iyiliğin önemine vurgu yapmıştır. 

﴾8﴿ Biz insana anne babasına iyi davranmasını emrettik. Ama onlar, hakkında bilgi sahibi olmadığın bir şeyi bana ortak koşman için seni zorlarlarsa onların sözüne uyma! Sonunda dönüşünüz yalnız bana olacaktır. İşte o zaman, vaktiyle yapmış olduğunuz her şeyi önünüze koyacağım. (Ankebut, 8)

> Allah (cc), burada yine Anne-Baba'ya iyi davranılması gerektiğini bildirmiştir. Ancak burada ana babalar; inkâr ve şirkin dışında açıkça günah ve haram olan başka şeyler buyururlarsa, bu buyruğa itaat edilmesi gerektiği şeklinde bir anlam çıkarılmamalıdır. Zira hiçbir buyruk Allah’ın buyruğundan daha önemli olamaz. 
Birgün bir tane sahabe Efendimiz (sav)'e  henüz müşrik olan annesi hakkında;
"Ya  ResulAllah annem yanıma geldi, benimle (görüşüp konuşmak) arzu ediyor, anneme iyi davranayım mı?"dedi. Efendimiz (sav) cevaben; "Evet ona hürmet göster" diye buyurmuştur. Lakin burada itaat et veya yaptığını yap dememiştir. Sadece hürmet göstermeye vurgu yapmıştır. Müşrik olsa bile.

*Peygamber Efendimiz (sav) bir gün, "Burnu sürtülsün! Burnu sürtülsün! Burnu sürtülsün!" buyurdular. Bu dehşetli ikaz üzerine huzurunda bulunanlar; "Kimin burnu sürtülsün ya RasûlAllah?" diye sordular.
"Ramazan'a girip de ondan günahları bağışlanmış olarak çıkamayanın; yanında anne-babasından biri veya ikisi ihtiyarladığı halde onların gönlünü kazanarak Cennet'i hak edemeyenin; yanında ismim anıldığı halde bana salât ü selâm getirmeyenin." diye buyurdu Efendimiz (sav).

*Ebu'd-Derda'nın işittiğine göre Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur; " Anne-Baba, kişinin Cennet'e girmesine vesile olacak kapılardan birisidir. Bu kapıdan girme fırsatını kaybetmek veya değerlendirmek artık senin arzuna kalmıştır." (Tirmizi)

* Peygamber Efendimiz (sav); " Üç dua vardır ki bunların kabul olunacağından asla şüphe yoktur. Mazlumun (haksızlık görmüş, haksızlığa uğramış kimsenin) duası, misafirin (ikramını gördüğü kimseler için yaptığı) dua ve Anne-Babanın evladına yaptığı dua."

Başka bir hadis'te Efendimiz (sav);
"Dua, ibadetin özüdür." diye buyuruyor.

Allah (cc) İsrâ Suresî 23. ve 24. ayetlerde şöyle buyurmaktadır;
﴾23﴿ Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi ve anne babanıza iyi davranmanızı emretti. Onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlanırsa onlara 'öf' bile deme! Onları azarlama! İkisine de gönül alıcı güzel sözler söyle. 
﴾24﴿ Onlara merhametle ve alçak gönüllülükle kol kanat ger. "Rabbim! Onlar nasıl küçüklükte beni şefkatle eğitip yetiştirdilerse, şimdi Sen de onlara merhamet göster" diyerek dua et. 

Abdullah b. Amr naklettiğine göre Efendimiz (sav); "Rabbin hoşnutluğu, Anne-Baba'nın hoşnutluğuna bağlıdır. Rabbin öfkesi ise, Anne-Baba'nın öfkesine bağlıdır." buyurmuştur.

>Anne-baba duası almanın ne kadar büyük bir nimet ve kazanç olduğunu bilmemiz gerekirken, beddualarını kesinlikle almamamız gerektiğini ve onların gönüllerini hoşnut etmemiz gerektiğini de unutmamalıyız. 
Eskiden tabiri caizse iki yakası bir araya gelmeyene "Ata bedduası almış!" denildiği söyleniyor.

*Cihâd için izin isteyen birisine Efendimiz (sav) Anne-Babasının sağ olduğunu öğrenince, "Burada kal ve onlara hizmet et. Çünkü; Anne-Baba'ya hizmet etmek de cihaddır." diye buyurmuştur.

Peygamber Efendimiz (sav)'in döneminden önce, çok eski dönemlerde “Cüreyc” isminde bir genç vardı. Cüreyc, dinine bağlı, güzel ahlâklı, namaz kılmayı çok seven bir kişiydi. İbadetini rahat bir şekilde yapabilmek için, evinin avlusunda kendine bir ibadet yeri yapmıştı. Orada devamlı ibadet ederdi. Namazlarını çok uzun kılardı. Bu, ona çok derin bir manevi haz ve lezzet verirdi.

 

Bir gün namaz kılarken annesi çıkageldi:

– Cüreyc! Cüreyc, diye seslendi.

Cüreyc, namazına daha yeni durmuştu. Ya namazını bozup çok sevdiği annesine cevap verecek ya da namazına devam edip annesini bekletecekti. İçinden: “Allah’ım! Annem ve namazım arasında kaldım.” dedi. Sonra yarım bir namazla Allah’ın huzurundan ayrılmanın doğru olmayacağına karar verdi ve namazına devam etti. Annesi biraz bekledi. Baktı ki Cüreyc’ten bir ses çıkmıyor, çaresiz geri dönüp gitti. İkinci gün annesi tekrar geldi:

– Cüreyc, diye seslendi. Cüreyc yine:

– Allah’ım! Bir tarafta annem diğer tarafta namazım var, dedi. Yine namazına devam etti. Üçüncü gün Cüreyc’in annesi tekrar geldi. Cüreyc, yine namaz kılıyordu. Annesi, ona seslendi. Cüreyc, bu sefer de namazını bozmak istemedi. Üçüncü gün de oğlunun ibadet etmekte olduğunu bilmeyen ve onunla görüşemeden dönmek zorunda kalan annenin canı çok sıkıldı. Oğlunun bu davranışı onu çok üzmüştü. Bu sebeple ağzından oğluna karşı şu ifadeler döküldü:

– Evlâdım! Allah seni kötü bir kadınla imtihan etmeden canını almasın.

Aradan uzun zaman geçti. Cüreyc ibadetine devam ediyordu. Herkes Cüreyc’in namaz kılışını, Allah’a bağlığını ve günahlardan uzak bir hayat yaşadığını konuşuyordu. Hiçbir güç Cüreyc’i namaz ibadetinden vazgeçiremezdi. İnsanlar bu konuda bahse bile girebilirlerdi.

Günlerden bir gün güzelliği dillere destan olan ahlâksız bir kadın,

– Ben Cüreyc’i Allah yolundan uzaklaştırabilirim, diyerek bahse girdi.

Daha sonra, Cüreyc’in ibadet ettiği yere gitti. Onunla konuşmak ve gönül eğlendirmek istedi. Ne yaptıysa Cüreyc’i ibadetinden vazgeçiremedi. Cüreyc kadının yüzüne bile bakmadı. Bu duruma sinirlenen kadın oradan ayrıldı. Aklına başka bir fikir geldi. Gidip Cüreyc’in çobanıyla gizlice beraber oldu ve ondan bir çocuk dünyaya getirdi. Daha sonra “Bu çocuk, Cüreyc’in çocuğudur.” deyip halkı Cüreyc’e karşı kışkırttı. Bu haberi duyan herkes Cüreyc’in başına üşüştü. Ona namazını bozdurdular ve onu tartaklamaya başladılar. Üstelik ibadet ettiği yeri başına yıktılar. Kendisine kurulan tuzaklardan haberi olmayan mazlum Cüreyc,

– Benden ne istiyorsunuz, beni niçin dövüyorsunuz, diye sordu.

Oradakiler:

– Sen ırz, namus düşmanı bir adamsın! Şu kadınla birlikte olmuş ve ondan bir çocuk sahibi olmuşsun. Bir de kendini Allah yolunda gösteriyorsun, dediler. 

İftiraya uğrayan bu genç, büyük bir sabır gösterdi. Güçlü bir imanı vardı. Yüce Allah’a güveniyor, kendisini bu durumdan ancak O’nun kurtarabileceğini düşünüyordu.

İftira ve horlama dolu bu sözler üzerine Cüreyc,

– Çocuğu bana getirin, dedi.

Çocuğu getirdiler. Cüreyc, iki rekât namaz kıldı. En samimi duygularla Rabbine yönelip, O’ndan yardım istedi. Ardından yeni doğmuş bebeğin karnına hafifçe dokundu ve çocuğa sordu:

– Evlâdım! Senin baban kimdir?

Bebek cevap verdi:

– Babam, falanca çobandır.

Sonuç olarak;

Anne ve babamız bizim hayat vesilemizdir. Onlarla ilgilenmek, ihtiyaçlarını gidermek ve rızalarını kazanmak bizim için bir vazifedir. Çünkü bunu bizden bizzat Allah (cc) istemektedir.

Hikâyeden Cüreyc isimli zatın Allah sevgili kullarından biri olduğu anlaşılıyor. Allah sevdiği kullarına keramet dediğimiz bazı olağanüstü nimetler lütfedebilir. Hikâyede de Allah, beşikteki çocuğu konuşturarak kuluna bir keramet lütfetmiştir.

 

Not: Her hafta Pazartesi günü saat 21:00'de ilim sohbetimiz vardır.
Sizi ve sevdiklerinizi bekleriz.
Adres: Akçaburgaz Mah. 3050 Sk. No:8 D:15 ESENYURT