UMERA ve ULEMA « Yazarlarımızın Yazıları
UMERA ve ULEMA

UMERA ve ULEMA

25 Eylül 2017
1013

UMERA ve ULEMA

İslam toplum anlayışında umera (idareci) ve ulema (ilim ehli) dengesi vardır. 
Umera yani idareciler pratik alanı, ulema ise teorik alanı temsil ederler. 
Umera iş yapar, çalışır, insanların ihtiyacını karşılamaya çalışır. 
İdarecinin asli görevi, hakikat ve adalet çizgisinden sapmadan toplumun ihtiyaçlarını karşılamaktır.

İdareciler toplumsal emaneti yüklenmiş insanlardır. 
Bu nedenle idareci, gücünü, temsil ettiği toplumdan alır. 
Misyonu gereği, hizmetkardır, efendi değil. 
Mütevazıdır, mütekebbir değil. 
Sorumluluk sahibidir, pervasız değil.
Her şartta sorumluluğunun farkındadır.

İş yapan, çalışan insan zaman zaman bilerek ya da bilmeyerek hata yapar. Çoğu zaman eleştirilir. 
İşte burada devreye ulema girer.

Ulema toplumsal değerleri temsil eder ve bu yönüyle toplumun sigortası gibidir. 
İdareciler ve toplum, hakikat ve adaletten uzaklaştığı zaman devreye ulema girer ve hakikatin sözcüsü olarak her şartta hakikati seslendirir.

Ulemayı güçlü ve diri kılan şey, onun her türlü minnetten uzak oluşudur. 
Bu nedenle İslam geleneğinde ulemanın, yöneticilerin masasından da sofrasından da uzak durması özellikle vurgulanmıştır.

Ulemanın rehberi ilimdir, kaygısı hakikattir, amacı adalettir. 
İlim ve fikir ehli sadece hakikate odaklanmalı, insanlar rahatsız olsa da her şartta hakikati söylemeli.

İdareci ve ulema arasındaki bu köprüyü istişare ve eleştiri sağlar. 
İdareci ilim ehline kulak vermeli, onlara danışmalı ve eleştiriye açık olmalı.
Ulema da korkmadan, çekinmeden doğruyu, hakikati ifade edebilmeli ve idarecilere hatalarını, yanlışlarını söyleyebilmeli ki toplumsal huzur sağlansın ve toplum gelişsin.

Bu denge bozulursa toplumsal sorunlar artar, dirlik ve huzur bozulur.

Eleştirilmek idareciliğin, eleştirmek de ilim ehli olmanın tabiatındandır. 
Bu hakikati kabullenemeyenler ve buna alışık olmayanlar her zaman sorun yaşarlar ve topluma sorun yaşatırlar.

Bir toplumda ilim ve düşünce adamları öncüdür, yol göstericidir. 
Bu nedenle onlar idarecilere kayıtsız şartsız biat eden, onların her dediğini onaylayan kimseler olamazlar. 
İlim ve düşüncenin ağırlığı ve itibarı her zaman önde olmalıdır.

Bir toplumda ilim ve fikir ehli susar, yanlışlara, hatalara ses çıkarmaz ve doğruları dillendirmezse o toplum iyiyi, doğruyu ve güzeli nasıl bulabilir?

Son zamanlardaki hadisatı ve gidişatı görünce güzel bir pazar sabahı aklıma düştü bu mesele....