SADAKAT VE ŞEHADETİNİZ GEÇERLİ Mİ? 2. KISIM « Yazarlarımızın Yazıları
SADAKAT VE ŞEHADETİNİZ GEÇERLİ Mİ? 2. KISIM

SADAKAT VE ŞEHADETİNİZ GEÇERLİ Mİ? 2. KISIM

18 Ağustos 2017
116

Hz. Peygamberimiz Mirac’a çıkmış, İsra hadisesi gerçekleşmiştir. Mekke’li müşrikler de bunu haber almış ve alay konusu yapmaktadırlar. İnsan şuncacık kısa zamanda nasıl olur da önce Mescid-i Aksa’ya sonra da göklere çıkar ve gelir? Hadi canım, olur mu öyle şey?

Müslümanlarla dalga geçmekte, inançlarıyla alay etmekteler. Ebu Bekir’e gitmek gerek. Çünkü o Muhammed’in (s.a.v.) sadık yaranı idi. Eğer onu da bu hususta mağlup edersek elimize büyük bir koz geçirmiş oluruz.

Ve Ebu Bekir’in (r.a.) yanındalar: “Arkadaşın dün gece Kudüs’e gidip geldiğini söylüyor, artık buna da inanacak değilsin ya!”

Biz olsak ne yapardık acaba? “Bu olay Kur’an’a uymuyor? Böyle bir şey mümkün mü? Kesinlikle olamaz. Aklım almadı!” der ve küfre düşerdik. Ama sorunun muhatabının şânı “sıddik”dir. Yani kayıtsız şartsız tasdik eden! Onu sıddik kılan ise kayıtsız şartsız imanı! Yani O’ndan “emin” olması… O’ndan; yani hem gönderenden, hem de gönderilenden…

Konuşur Ebubekir! Konuşması sakindir. Sakin ve mütevekkil: “Bunu Muhammed mi söylüyor?”

“Evet” der müşrikler ağzının içine bakarak…

Ebubekir mütevekkil. Ebubekir sakin. Ebubekir Sıddik. Onun sakinliği bir kükreyiştir aslında; bir gürleyiş! Ve o sessiz gürleyişle çarpılır müşrikler:

“Eğer bunu O söylüyorsa kesinlikle doğrudur.” Müşrikler kulaklarına inanamayıp yeniden sordular: Sen gerçekten onun bir gecede Beytu’l- Makdis’e gidip sabah olmadan döndüğüne inanıyor musun? Hz. Ebû Bekir Peygamber aleyhisselâm’a olan inancını bir kez daha tekrarladı: “Şüphesiz ben bundan daha fazlasına da inanıyorum. O’na gece gündüz gökten vahiy geldiğine inanıyorum.”

İkinci olay ise çok da bilinen bir olay olmamakla birlikte İslâm Tarihinin şeref dolu sayfalarında yerini bulmakta ve olayın kahramanı olan sahabiye kazandırdığı şân ile onu cennete taşımaktadır: Huzeyme bin Sabit…

Bu şerefli sahibi ensardandır. Bir teslimiyet örneğidir. Elbette sıddıkiyette Ebubekir r.a. seviyesine çıkmak herkesin kârı değildir ve ama o yolda olmak da  ayrı bir sadakat gerektirir. Huzeyme o sadıklardan.

Hem ilmi hem kılıcı Allah’ın ve rasulülün emrinde olmuş hep. Onlar için konuşmuş, onlar için koşmuş. Bedir ehlinden. Kendi kabilesinin sancaktarlarından.

Ama onu asıl şâna garkeden ve ona şeref bahşeden husus ise bizatihi Rasululullah’ın kendisini “züşşehadeteyn” yani iki kişi yerine şahit manasına gelen bir taltif ile şereflendirmesi.

Hakikaten sahabi olmak, Rasulullah’ı “herşeyiyle” tasdik etmek kolay değil. Dile kolay; bile kolay değil! Olaya bakınız:

Efendimiz bir bedeviden at satın alır. Bedevinin adı Seva bin Kays. Parası yanında değildir peygamberimizin. Der ki bedeviye gel evime paranı vereyim.

İnsanlığın önderi ve örneği önde; hızlı hızlı kutlu haneye gidiyor ki, bir an önce bedeviye parasını versin, o da işine gitsin. Bedevi ise arkada ağır ağır gelmekte. Atın bedeli ödenmediği için, ipi henüz bedevinin elinde.

Satış aktinden haberi olmayan birkaç kişi atın güzelliğini görünce bedeviye gelerek bu atı bize şu kadara sat derler.

Fiyat iyidir. Rasulullah’ın verdiği rakamdan çok yüksektir. Fikrini değiştirir. Atı rasulullah’a değil, diğer teklif sahiplerine satacaktır.

Koşarak, peygamberimize gelir ve “Ya atı hemen al ve parasını ver ya da başkasına satacağım” der.

Peygamberimiz “zaten sen bu atı bana sattın ya; şimdi de parasını vermeye gidiyorum” der.

Bedevi bu; ne yapsa yeridir. “Hayır” diyerek inkâr eder satış aktini, “henüz ben sana bu atı satmadım.” Peygamberimiz yapılanın yanlış olduğunu söylese de bedevi yemin billah ederek satmadığını söyledi.

Münakaşaya etraftan insanlar da şahit olunca etraflarında bir hale oluştu.

Devam edeceğiz inşallah

                                                                                                          EMİN ATALAY