PEYGAMBERİMİZİN SINIR TANIMAYAN ARKADAŞLARI « Yazarlarımızın Yazıları
PEYGAMBERİMİZİN SINIR TANIMAYAN ARKADAŞLARI

PEYGAMBERİMİZİN SINIR TANIMAYAN ARKADAŞLARI

Yazar: Mehmet Çelik
02 Ağustos 2019
77

Görünen ve görünmeyen bütün kâinatı yaratan, yaşatan ve yöneten Yüce Allah’ımız, hidayet, doğruluk, güzellik, iyilik, adalet ve her türlü hayrın içinde mündemiç olduğu Kur’an-ı Kerim’inde Peygamberimize hitaben şöyle buyurmaktadır.

“Ey Şanlı Resul! Sana Rabbinden her indirileni tebliğ et. Etmezsen O’nun risaletini eda etmiş olmazsın. Allah seni insanlardan koruyacak. Emin ol kâfirleri muratlarına erdirmeyecek.” (Maide Suresi, 67)

“Deki; “Ey İnsanlar! Haberiniz olsun, ben size, sizin hepinize Allah’ın Rasuluyüm. O Allah ki, bütün semavat-ü arzın mülkü O’nun. O’ndan başka ilah yok. Hem diriltir, hem öldürür. Onun için gelin iman edin Allah’a ve Resulüne. Allah’a ve Allah’ın bütün kelimatına iman getiren O ümmi peygambere. İttiba edin ona ki, bu hidayete erebilesiniz.” (Araf Suresi, 158)

Tüm insanlığın hayrı, selameti, mutluluğu, yol göstericisi, müjdeleyici ve uyarıcısı olan Peygamberimiz Hz. Ali’ye şöyle buyurmuştur. “Allah’a yemin ederim ki, Cenab-ı Hakkın senin aracılığınla bir tek kişiyi hidayete erdirmesi, senin için en kıymetli dünya malı olan kırmızı develerden daha hayırlıdır.” (Buhari, Ashabu’n-Nebi, 9; Megazi, 38)

Yeryüzünün tamamına gönderildiğine inandıkları Peygamberimizden aldıkları mesajı insanların tamamına ulaştırmak onların tek amacı haline gelmişti. Okudukları ayetler ve sureler sürekli olarak bu gerçeği onlara hatırlatıyordu. İlaveten, her şeylerini feda etmeye hazır oldukları ve hayatının her yönünü çok iyi bildikleri, canlarından öte kabul ettikleri Peygamberleri de onları bu konuda teşvik ediyordu.

Uçsuz bucaksız çöllerde yeryüzü ile gökyüzü arasında sınırsızlık düşünce ve fikrini iliklerine kadar hissetmiş ve yaşamış olan o müthiş kahraman insanlar, her fırsatı değerlendirmiş ve imkânları ölçüsünde gidilebilecek en uzak beldelere ulaşmışlardır. O günkü şartlarda Mekke ve Medine’den Çin’e, İstanbul’a, Fas’a, İspanya’ya kadar at üstünde gidebilmek için mangal kadar yürek, dünyaya sığmayacak kadar da İMAN olması gerekli idi. İkisi de Allah’ın razı olduğu o güzide insanlarda fazlasıyla mevcuttu.

Yaşadıkları hayatın getirdiği sade, gösterişten uzak ve basit hayat değerleri, onları sahip oldukları dünyalıklardan daha çabuk kopmalarını sağlamış ve söz verdikleri Allah’ın rızası ve Peygamberinin hoşnutluğunu kazanmak için var güçleri ile mücadele etmişlerdir. Sözde değil özde sahip oldukları iman ilkelerini tüm şart ve durumlarda hayata hakim kılmak, onların en büyük gayeleri olmuştur. Onlar Allah’a hem iman etmişler hem de her hal ve şartta güvenmişlerdir.

Sınırsızlık coğrafyasında sonsuzluk kaynağından gelen bilgi olan Kur’an ve onun yaşam hali olan sünnete şeksiz ve şüphesiz inanan ve güvenen sahabeler, gözlerinin görebildiği her kara parçasını İslam vatanı, her can taşıyan insanoğlunu da müstakbel ve potansiyel din kardeşleri bilmişlerdir.

Dünyanın geçiciliği ve ahiretin bakiliği onları harekete geçiren bir diğer etken olmuştur. Geçici olanı baki olana tercih etmemişler ve aldatıcı dünya ve dünyanın içindekilerle gereğinden fazla meşgul olmamışlardır.

Zalimin elinden çektiği sıkıntılardan dolayı gözü yaşlı, anne-baba ve evlatların yürek sancısını dindirmek için sadece dua ile yetinmemiş, acı, kan, gözyaşı ve ızdırablara sebep olan kol gücünü, beyin kuvvetini, askeri yığınaklarını da kırmak için gerektiğinde can vermekten çekinmemiştir.

Sadece iyi olanı anlatmakla yetinmemiş, aynı zamanda kötü ve zararlı onlara da dur diyerek kıyamete kadar gelecek olan Müslümanlara örnek olmuşlardır. Onlar Kur’an-ı Kerim’i ve sünneti yaşayarak yaşatmışlardır.

Bu gün 8 milyarı aşan dünya nüfusunun 6 milyarına İslam’ı ulaştırmak, “iyi ve doğru” olanı desteklemek, “kötü ve yanlış” olanı engellemek için Sahabe-i Kiramın ki gibi bir iman ve onların sahip olduğu gibi bir cesaret ve Allah’a güven sahibi olmalıyız. Aksi takdir de onları gereği gibi anlamamış ve gereği gibi takip etmemiş oluruz.

Dünya İslam Devleti kurmanın önce hayalini sonra planını sonra da sahabe gibi pratiğini gerçekleştirmek için Kur’an-ı Kerime ve Sünnete bakışımızı sınır tanımayan Peygamber arkadaşları gibi yapmak mecburiyetindeyiz. Zira İslam bir ülkenin, bir bölgenin ve bir kıtanın dini değildir. O din tüm kıtalara ve tüm insanlara gelmiştir. Sahabe iman, azim gayret ve çabalarıyla Allah’ın Rızasını kazandılar ve Rablerine kavuştular.

Şimdi sıra bizde……………!