YOL ARKADAŞINIZ KİTAP OLSUN
KUDÜS NOTLARI « Yazarlarımızın Yazıları
KUDÜS NOTLARI

KUDÜS NOTLARI

26 Temmuz 2018
462

- Dört günlük Kudüs ziyaretimize başlarken kadim bir şehir görmenin, ilk kıblemize ayak basacak olmanın heyecanını yaşadık. Gezi boyunca hissettiklerimi ve geziden kalanları paylaşacağım dostlarımla.
- Yolculuğumuz geziden bir gün önce grup üyelerine vize verilmemesi sürprizi ile başladı. Böylece sadece yeşil pasaportu olan biz dört kişi (Ramazan Yilmaz, Tuncay İncebacak, Suphi Meriç ve ben) ile Almanya ve Hollanda pasaportlu üç kardeşimiz olmak üzere yedi kişilik bir grupla yola çıkabildik.

- İstanbul'da havaalanında insanları yıldırmayı amaçlayan işlemler yine İstanbul'a dönünceye kadar devam etti. Bütün bu yoğun güvenlik önlemlerinin iki sebebi var:
Birincisi; güvenlik endişesi. Korku hissi İsraillilerin iliklerine kadar işlemiş. Kudüs sokaklarından hızlı ve endişeli adımlarla koşarcasına yürüyen yahudilerin yüzünde bunu görmek mümkün. Yine her sokakta, köşe başında eller tetikte duran polis ve askerlerin duruşunda görmek de.

İkincisi ise Müslümanları yıldırmak ve onların Kudüs'e gelmelerini engellemek. İstiyorlar ki kimse Filistin topraklarına gitmesin, Kudüs'ü şenlendirmesin, Mescid-i Aksa'ya sahip çıkmasın. Onlar da sahipsiz Kudüs'te kendi emelleri doğrultusunda istedikleri gibi at oynatsın, her türlü haksızlığı, hukuksuzluğu yapabilsinler.

Müslümanlar bu oyunu bozup işgal altındaki Filistin topraklarına gitmeli, peygamberler şehri, tarihin aktığı şehri yani Kudüs'ü mutlaka görmeli, hissetmeli ve yaşamalı.

- Yahudilerin Filistin topraklarına gelmesi, yerleşmesi ve sömürgeci Batı'nın İngilizler eliyle onlara bir devlet olanağı sunması İsrail'in Filistin topraklarında “işgalci” olduğu gerçeğini değiştirmez.

- İşgal edilen topraklardan sürülen Filistinlilere ait mülklerin dünyanın farklı yerlerinden getirilen yahudilere verilmesi en hafif tabirle hukuksuzluktur. Bu işgal ikiyüzlü batının körleri, sağırları oynaması ve Müslümanların derin gafleti sayesinde bugün hâlâ devam ediyor. Filistinliler Kudüs'teki evlerini ve işyerlerini terk etmeye zorlanıyor. Mülklerini tamir etmelerine izin verilmiyor, sudan sebeplerle yüksek miktarda cezalar kesiliyor. Amaç, Kudüs'ü terk etmeye zorlamak.

- Mazlum Filistinlilerin destekçisi olması gereken İslam dünyası ise kendi iç çekişmeleriyle meşgul. Sömürülmeye müsait bir zihin İslam dünyasında hâkim durumda. Bu ortamda ise Batının şımarttığı İsrail siyonist devleti istediği eşkıyalığı rahatça yapabiliyor. Kimse de ona dur demiyor, diyemiyor.
Bu da şu anlama geliyor: 
Müslümanlar kendi göbeğini kendileri kesecek. 

- Tarihte Yahudilerin huzur ve barış içinde yaşadığı dönem, Müslümanların hâkimiyetinde oldukları dönemlerdir. Endülüs’te, Alman faşizmi döneminde gördükleri zulümleri yapanlar asla Müslümanlar değildir. Aksine onlara kucak açan, onları koruyanlar Müslümanlar idi. Ancak siyonistler geçmişte kendilerine sahip çıkan Müslümanlara yüz yıldır her türlü haksızlığı, soykırımı rahatça uygulayabiliyor.

- Kudüs İslam, Yahudilik ve Hristiyanlık açısından çok önemli ve kutsal bir şehir. Ancak bu üç dinin tarihte Kudüs’e hâkim oldukları dönemler Kudüs’ün aidiyeti konusunda bize yol gösteriyor.

- Tarih boyunca Kudüs'e hâkim olanlar içinde sadece Müslümanlar diğer din mensuplarına adalet ve barış sundular. Haçlı işgali altındaki Kudüs'te Müslümanların ve Yahudilerin nasıl katledildiğini, şehrin nasıl yağmalandığını Amin Maalouf’un Arapların Gözünden Haçlı Seferleri kitabından okuyabiliriz.

1917’den ve özellikle 1948’den itibaren Filistin’i işgal eden Siyonist Yahudilerin yaptığı zulümleri ve işledikleri cinayetleri anlatmaya sayfalar yetmez. Darüsselam (Yeruşalim/Jerusalem) yani barış ve esenlik şehri olan Kudüs sadece Müslümanların hâkimiyetinde huzurun ve barışın adresi olmuştur. Tarih bunun şahididir.

- Tarih bize şu hakikati öğretiyor: Gün gelecek, devran dönecek İsrail işgal devleti ve onun zulümlerine destek olanlar, ses çıkarmayanlar bir gün yaptıklarının hesabını verecektir. 1099-1187 tarihleri arasında haçlı zulmüne şahit olan Kudüs bugün bunun bir benzerini yaşıyor. O gün zulmedenler haçlılardı. Mazlumlar Müslümanlar ve Yahudilerdi. Bu sefer eli kanlı olanlar Siyonist Yahudiler, mazlumlar ise Müslümanlardır. 1187’de Selahaddin-i Eyyubi ile yeniden barışın adresi oldu Kudüs. Müslümanların hâkimiyetinde Hristiyanlar ve Yahudiler adalet ve barış içinde yaşadılar.

- Biz şuna inanıyoruz: Tarih dönecek ve zalim siyonistler merhamet dilenecektir. İsrail bugünkü zulmü ve eşkıyalığı ile en büyük kötülüğü Yahudi milletine yapmaktadır. Onların geleceğini karartmaktadır. Bize düşen; işgal edilen coğrafyamızın, peygamberlerimizin mirası olan Darüsselam’ın, ilk kıblemizin yani Kudüs’ün selameti için bir şeyler yapabilmek, Kudüs duyarlılığını güçlü kılabilmektir.

- Siyonist Yahudilerin yaptıklarına ses çıkaramayan ancak onların eşkıyalığını, zulmünü dile getirenleri “anti semitizm/Yahudi düşmanlığı” ile suçlayanlar ya korkaktır ya da ikiyüzlü insanlardır. Bu kimseler her iki halde de siyonizmin emellerine hizmet etmektedir.

- İslam’ın bir soy dini olmadığını, soya göre değer ortaya koymadığını ve bir soydan gelmeyi üstünlük ya da aşağılık nedeni saymadığına inanıyorum. Bununla birlikte Siyonist Yahudilerin işgalleri, cinayetleri ve hukuk tanımazlığı dünyada Yahudi karşıtlığını besleyen temel dinamiklerdir. İsrail’in yaptıklarını görmeyip, İsrail aleyhine söylenen her sözü anti semitizm diye boğmaya çalışmak iyi niyetli bir yaklaşım değildir.

- Kudüs’te teneffüs ettiğimiz hava İslam dünyası için Türkiye’nin ne anlama geldiğini bir kez daha teyid etti. “Türkiye, Erdoğan” derken gözleri parlıyor insanların. Bir umut ışığı beliriyor gözlerinde. Bu durum onların bize olan ümidini gösterirken “bizim ne işimiz var Filistin’de, Bosna’da” diyenlerin daha Türkiye’yi anlayamadıklarını da gösteriyor.

- Kudüs deyince Bosna’da, Üsküp’te, Kosova’da, Somali’de ve daha dünyanın birçok yerinde ecdadımızın mirasına sahip çıkan, onları ayağa kaldıran TİKA’yı anmamak vefasızlık olur. TİKA’ya düşman olan, onu kapatmaktan söz edenlerin bu ülkenin menfaatleri için çalışmadıklarını ve iyi niyetli olmadıklarını rahatlıkla söyleyebilirim.

- Kendi coğrafyamızda ilk kıblemizde namaz kılmak için işgalci İsrail askerlerinin iznine, keyfiliğine tabi olmak Müslümanlar için bir zillettir. Bu zilleti ve esareti yaşayarak hissetmektir Kudüs. Her tarafı tarih kokan bir şehri yutkunarak gezmektir Kudüs.

- Kudüs için hamaset çağrısı olarak değerlendirilmemeli bu satırlar. Kendimize dönmenin, yeniden bilgi ve düşünce üretebilmenin, siyaset, ekonomi ve teknoloji alanında güçlü olmanın vaktinin artık geldiğinin, ödevimizin ağır olduğunun farkındayım. Herkesin kendi ödevini yapması, dersine çalışması gerektiğinin de…