YOL ARKADAŞINIZ KİTAP OLSUN
KENDİ YALANIYLA AVUNMAK… « Yazarlarımızın Yazıları
KENDİ YALANIYLA AVUNMAK…

KENDİ YALANIYLA AVUNMAK…

03 Kasım 2018
60

           İnsanın bedeninde olan hiçbir şey boşuna değildir! Belki biz hikmetini ve faydasını bilemiyor-göremiyor olabiliriz. Ancak bu durum, o uzvumuzun boşuna ya da gereksiz olduğu manasına gelmez. Bunun yanında, bu uzuvlarımızın faydalarını sayalım istesek, saymakla bitiremeyiz.

            Vücudumuzda bulunan neredeyse tüm organlar bizden habersiz, izinsiz ve biz farkında olmaksızın görevlerini yaparlar. Bunun yanında bazı uzuvlarımız vardır ki, bir takım görevleri onlara biz yükleriz. Böylece adeta o uzuvlarımızı biz şekillendirir ve yönlendiririz.

            “Kalp” dediğimiz organ bu uzuvlardandır. Hemen belirtelim ki “kalp” derken zaman zaman “gönül” diye de isimlendirdiğimiz “duygu/lar” da kastediliyor olabilir.

            Bu manada kalp, kimi alimlerce akılla mühim irtibatı olan organ olarak görülmüş ve “Akıl; kalpte bulunan, hak ve batılı ayırt etmede vasıta olan nurdur" şeklinde tarif edilmiştir. Farklı bir tespit, en azından alışkın olmadığımız bir tanım olduğu bir gerçek. Çünkü bizler genelde akıl ile kalbi, birbirinden ayrı olan, ayrı fonksiyon icra eden uzuvlar olarak biliriz. Bu tarif ise neredeyse bu ezberi kökten sarsacak niteliktedir.

            Yukarıdaki tarifi düşünürken, akıl ve kalpten kastımızın, somut birer uzuv olan “beyin” ve “yürek” dediğimiz hususlardan ibaret olmadığını da tekrar belirtelim.

            Peki, bu kadar girift bir yapı ve duruma sahip olan kalp için vurgulanan, sık sık duyduğumuz “temizlik” iddiası yani “benim kalbim temiz” beyanı ne ifade eder, ne kadar geçerlidir?

            Öncelikle teslim etmek gerek ki, bu ifade maalesef genel itibariyle amelî noktada zayıf bulunan müminlerce kullanılmaktadır. Demek ki, kendilerinde bir eksiklik buluyorlar ki, böyle bir ifade kullanmaya kendilerini mecbur hissediyorlar. Dolayısıyla da kendi yalanlarıyla yine kendilerini avutuyorlar.

            Peki, kendisini yaratan ve yaşatan Allah’ın hükümlerine boyun eğmediği halde, kişinin “kalp temizliği” ne kadar ehemmiyet arz eder acaba?

Kalbin temizliği fiilinden önce, nasıl ve niçin kirlendiğini bilmek gerekir. Gerekir ki, temizliği de ona göre yapılabilsin.

            Hz. Peygamberime kulak verelim: “Mümin günah işlediği zaman kalbinde siyah bir iz olur. Sonra o kişi tevbe edip (nefsini o günahtan) çekip çıkarır ve (Allah'tan) mağfiret dilerse kalbi (o iz pasından) cilalanıp temizlenir. Eğer mü’min günahı fazlalaştırırsa kalbindeki siyah iz (ve leke) fazlalaşır. İşte Allah'ın, Kitâb'ında; «Hayır, (onların zannettikleri gibi değil). Onların kazandıkları günahlar, kalblerini paslandınp karartmıştır" (Mutaffıfin, 14) âyetinde buyurduğu budur.[1]

            Anlaşıldığına göre, işlenen günahlar[2] o kişinin kalbinde bir siyah nokta olmakta ve tövbe etmediği müddetçe o siyah noktalar kalbi kaplamakta ve kalp simsiyah olmaktadır. Yani “pis” bir hale gelmektedir. Bu hakikatlere rağmen, “kalbim temiz” iddiası, tabii ki kabul edilemez hale gelecektir. Kalbin gerçek manada temiz olması için ak-pak olması, yani “günah kirinden” arınmış olması gerekir. Bunun da formülünü Efendim (s.a.v.) yukarıdaki hadislerinde belirtmişlerdir. O’nun sözünün üstüne söz söylemek caiz değildir[3] ki konuşalım.

            Dipnotta belirttiğimiz ayete rağmen, “Hayır öyle değil!” diyenler, Bakara Suresi 10. ayetine bakmalıdırlar. Bakınca görülecektir ki, bu itiraz edenlerin kalbi pis/kirli olmanın yanında aynı zamanda “hastadır”; yani kalblerinde sıkıntı vardır. Dolayısıyla o hastalık/sıkıntı giderilmeden hakikatleri görmeleri mümkün değildir. Ayrıca bu ayetin özellikle münafıklar için indiğine özellikle işaret edelim. “İnanıyorum” dediği halde, farz olan amelleri yapmayanların bir adım sonrası münafıklıktır maalesef. Zira kalp karardıktan, yani dosya başlığımızla uyumlu tabirle “pislendikten-kirlendikten” sonra bu kalbin “alıcıları” artık işlevsiz kalmakta ve “doğru frekanslarla” uyum sağlayamamakta, irtibat kuramamaktadır. Bu netice, yine Allah c.c. tarafından “Gözler değil, göğüslerdeki kalpler (kalp gözleri) kör olur."[4] şeklinde beyan edilen hakikatle de örtüşmektedir.

            Anlaşılıyor ki, nasıl ibadetler için yaptığımız temizlik ameliyesi (abdest, gusül, teyemmüm v.s.) bizi madden temizliyorsa, yerine getirilen ibadetler ve tövbeler de kalbimizi temizlemekte, onu nurlandırmaktadır. Bunun haricinde söz söyleyenler, sadece ve yalnızca zanna uymuş olurlar.

            Öyleyse yazıya Allah’ın c.c. ayetiyle nokta koyalım: “Onlar ancak zanna uyuyorlar ve onlar sadece yalan uyduruyorlar.”[5]

 

 

 

 

           

 


[1] Sünen-i İbni Mace Tercüme ve şerhi, Kahraman Yayınları, H. No. 4244

[2]  Elbette Allah’ın emrettiği ibadet ve taati hakkıyla ifa etmemek de ayrı bir günahtır.

[3] Hucurat Suresi, 49/1. Ayete bakınız.

[4] Hacc Suresi, 22/46. ayet

[5] En’am Suresi, 6/116. ayet