İkra Admin
İkra Admin

İkra Admin

-

Yazarın Haberleri
#

Mevsimlerden sonbahar, hazan vakti yaprakların dökülme zamanı. Biz de ise ilkbahar heyecanı! Her eğitim öğretim dönemi bizim için yeniden aşkla, şevkle… çalışma vakti. Kitap okumaya ve okutmaya devam ediyoruz.

İKRA DERNEĞİ olarak bu yıl 10.sunu düzenlediğimiz eğitim öğretim açılış buluşmasında yine derneğimizin tüm yönetim kadrosuyla birlikte 10 Eylül 2019’da Bağcılar Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz Kültür Merkezi’nde icra ettik.

Programımızın sunuculuğunu yapan Yayın Kurulu Başkanımız Av. Halil KENDİR hocamız derneğimizin açılış programının kapalı olan bir yerin açılmasından ziyade aktifliği başlayacak döneme oranla az olan bir dönemden, bir silkinme, tempoyu artırma ayrıca kendimize, teşkilatımıza ve derneğimize yeni hedefler belirleme, bir araya gelerek fikirlerimizi sunma programı olduğunu dile getirdi.

Programımız yenen yemek ardından semazen gösterisi ile devam etti. Bu görsel şölenin ardından yavrularımızı palyaço abileriyle birlikte eğlence alanına gönderdik. Sonrasında Başakşehir Temsilciliğimiz Başkanımız Vahdet TURHAN hocamızın güzel Kur’an- ı Kerim tilaveti ile huzura kavuştuk. Kur’an- ı Kerim tilaveti sonrası Tuna Temsilciliği Başkanımız Sebahattin OLCAY’ın kızı Hümeyra OLCAY yavrumuz Üstad Necip Fazıl’ın “Utansın” şiirini okudu.

Selamlama konuşması için kürsüye gelen genel başkanımız Mehmet ÇELİK ise şu satır başlarına değindi:

- 20 yıldan gelen tecrübe ile hedefimize emin adımlarla devam ediyoruz. Şu ana kadar İstanbul’da 15 bin, Anadolu’da 10 bin olmak üzere toplam 25 bin civarında, aralarında hayatı boyunca okuduğu okul haricinde eline kitap almamış, tek bir sayfa kitap okumamış kardeşlerimizin de bulunduğu, her türlü meslek grubu ,cemaat ve partiden insanımıza elhamdülillah kitaplarımızı ulaştırdık.

- Bu yolda bizler bu örnek çalışma içinde deniz feneri olduk ve insanlara yol göstericiliği kendimize görev edindik.

- Şimdi daha çok azimle çalışma vakti. Bu dernek kurulurken de herkesin kafasında bir dernek olsa da gitsek, dinimizi öğrensek diye bir serzeniş yoktu; aksine baskı ve zulümler altında biz buralarda Allah’ımızın adını korkmadan, çekinmeden anlatabiliyoruz. Bundan dolayı bahanelerin ardına sığınmak, yoruldum demek bize yakışmaz.

- Allah yolunda çabalarken yoruldum dersek, kenara çekilirsek Allah’ın ahdi haktır; biz olmazsak bizim yerimize onun ahdini gerçekleştirecek başka kulları olacak ve zayi olan sonunda hüsran olan biz olacağız.

- Bunu teşkilat ruhundan kopmadan bir amaç uğrunda, plan çerçevesinde Allah’ın izniyle sizlerle başaracağız. Başladığımız bu göreve sorumluluk bilinciyle, yoruldum demeden gerçekleştireceğiz. Kenara çekilmeyeceğiz. Halimiz ortada; ilk olarak işe kendimizden başlayarak amacımız olan Allah’ın rızasını kazanacağız.

Genel Başkanımız Mehmet ÇELİK beyden sonra Başakşehir İlçe Milli Eğitim Müdür Yardımcısı

Ahmet YAPICI hocamız kürsüye geldi. Ahmet hocamızın konuşmasında; her şeyin yanında sorumluluk bilinci en önemli konulardan biri olduğundan bu konuyu 5 maddede anlatacağım” dedi. İşte o 5 madde:

1) “Kişi yapmadığı bir şeyi başkasına tavsiye etmez”, düsturuna uygun hareket edeceğiz. Bu demek oluyor ki as kadroda bulunan bizler tavsiye ettiğimiz günde 15 sayfa veya yarım saat kitap okumayı kendimize şart koşacağız.

2) İslam bir cemaat dinidir. Doğru yoldan ayrılmamamızın yolu böyle güzide topluluklardan ayrılmamaktan geçer. İçinde bulunduğumuz vakıf, dernek ve cemaatlerde de çalışmalarımızı makam mevki için değil tamamen Allah rızası için yapmalıyız.

3) Kimseyi yaptığımız şeylerden dolayı minnet altında bırakmamalıyız. Kendimizi bulunmaz hint kumaşı zannetmeyeceğiz; benle daha ileriye gider arasında ki ara yolu bulmalıyız.

4) İnsanlarla, kitaptan önce ilişkilerimizi sağlam kurmalıyız ve müslümana yakışır el emin lakabına sahip olmalıyız ki türlü türlü iftiraların atıldığı bu ahir zamanda derdimizi insanlara anlatabilelim.

5) Eğer sağlam bir aile hayatına sahip olmazsak, sırtımızı sağlama almazsak yakın zamanda içi boş kavak ağacına döner ilk fırtınada yok oluruz.

Allah bu yolda bu tavsiyeleri hayatımıza geçirebilmeyi bize nasip etsin.

Ahmet hocamızın konuşmalarının ardından başarılarından dolayı 5 kardeşimize bir nevi motive amaçlı plaket takdim edildi. Kurucu Başkanımız Emin ATALAY eliyle Başakşehir’den Mustafa MENTE ve Bağcılar’dan Engin COŞKUN kardeşlerimize; Güngören Kuba Camii İmam Hatibi Mehmet ADIGÜZEL tarafından Göztepe’den Vural ERCE kardeşimize ve Ahmet YAPICI tarafından Tuna’dan Kadri ŞARMAN kardeşimize; ayrıca Genel Başkanımız Mehmet ÇELİK eliyle Hanımlar Komisyonu akademisinde İslam Tarihi hocalığı görevini ifa eden ve Başkanımızın da kızı olan Ayşegül ÇELİK kardeşimize plaketleri takdim edildi.

Ayşegül kardeşimizin şu sözleriyle programımız sona erdi: 'Güzel işler emekle başlar.'

 

#

İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciun

ŞULE YÜKSEL ŞENLER

Ebedî ikâmetkaha intikal etti

1960’lı yıllardan itibaren gazete yazıları ve Anadolu’yu dolaşarak verdiği konferanslarla Müslüman gençliğin, özellikle de Müslüman hanımların bilinçlenmesinde büyük emeği olan Şule Yüksel Şenler hanımefendi, 28.08.2019, Çarşamba günü rahmet-i Rahman’a kavuştu.

Başörtüsünü savunduğu için hapis de yatan, Şule Yüksel Şenler, ebedî huzur için bu dünyada rahatını terk eden mücahide hanımlardan biri olarak tarih sayfalarındaki yerini almıştır. İKRA ailesi olarak Yüce Allah’tan kendisine rahmet diliyoruz; Rabbim makamını âli eylesin, taksiratını affetsin. Amin!

Daha önce  Şule Yüksel Şenler İle yaptığımız söyleyişiye linkten ulaşabilirsiniz... 

http://www.ikradernegi.org/sule-yuksel-senler-yazar.html

 

#

İKRA Derneği Ailesi olarak bayramlaşmak için Bayramın 3. günü akşam yemeğinde bir araya geldik. Teşkilatlanma birimi tarafından organize edilen programımız Aile üyelerimizin katılımıyla gerçekleşti. Yenen akşam yemeği akabinde çay ve tatlı muhabetiyle süren programımız saat 22.00 civarında sona erdi. 

 

 

 

#

14 Temmuz Pazar günü 15 Temmuz gecesi Şehit olan  Kurucu Üyemiz Mehmet Yılmaz'ın kabrini ziyarete gidiyoruz. Tüm İKRA Derneği gönüllülerini davet ediyoruz...

 

MUHAMMED MURSİ

Tarih boyunca zalimlerin hep yanıldıkları bir husus vardır: Yeryüzünde hakkın ve adaletin hâkim olması için mücadele eden yiğitlerin bedenlerini ortadan kaldırarak, onların davalarının da sona ereceğini hesap etmeleri. Bunun son örneği, Mısır’ın çağdaş firavunu Sisi’nin, halkın oylarıyla seçilen Muhammed Mursi’ye karşı sergilediği zulüm.

Müslüman Mısır halkına, İsrail başta olmak üzere emperyalistlerin sömürge valisi gibi tahakküm etmeye çalışan Hüsnü Mübarek, başlatılan halk hareketiyle iktidardan düşürülmüş ve yerine 2012 yılında yapılan seçimle Muhammed Mursi gelmişti. Ancak İslâm dünyasının kanını emmeye alışmış emperyalist devletler ve onların başta Suudi Arabistan olmak üzere uşaklığını yapan yerli işbirlikçileri, Mısır halkının bu tercihinden ürkmüş ve sıranın kendi zalim yönetimlerine geleceğini düşünerek hemen yeni entrikalara girişmişlerdir. Organize ettikleri kapsamlı gösteriler neticesinde 2013 yılında Amerika ve İsrail’in güdümündeki General Abdulfettah Sisi, askeri darbeyle yönetime el koymuş ve Muhammed Mursi’yi hapse atmıştır. Gücünü emperyalist efendilerden değil, Hakk’tan ve halktan alan Mursi, onurlu, vakur ve başı dik duruşuyla, hapsedildiği dönemde bile gönüllerde taht kurmuş, herkese örnek olacak bir Müslüman duruşu sergilemiştir.

 Muhammed Mursi, 17 Haziran 2019 tarihinde, mahkeme salonunda vefat etmiştir. Müslüman Kardeşler (İhvan) Teşkilatı, Muhammed Mursi’nin öldürüldüğünü açıklamıştır. Mursi’nin, Sisi yönetimi tarafından şehit edildiği kuvvetle muhtemeldir. Çünkü zalimler, hiçbir şeyden korkmadan hakk mücadelesi veren yiğitlerden her zaman korkmuş ve bir an önce onların bedenlerini ortadan kaldırmanın hesabını yapmıştır. Ama onları öldürmekler hiçbir zaman onların davalarını yok edemeyeceklerini, hatta onları şehit etmekle bu davanın daha da güçleneceğinin farkına varmamışlardır.

Nitekim Mısır’ın yakın tarihi bile bu gerçeğin en açık örnekleriyle doludur. Sisi’nin selefleri Cemal Abdunnasır ve Enver Sedat gibi Mısır’ın çağdaş firavunları tarafından şehit edilen Hasan el-Benna, Abudulkadir Udeh ve Seyyit Kutup gibi yiğitlerin şehadetiyle hakk, özgürlük ve İslâm davası son bulmamış; aksine daha da güçlenerek 2012 yılında iktidara gelmiştir. Muhammed Mursî’nin şehadeti de Mısır halkının, hak ve özgürlük mücadelesinin sonu olmayacaktır. Mursi’nin şehadeti, kardeş Mısır halkının zafere giden yolunu aydınlatacak bir meşale ve zalimlerin iktidarını yakıp yok edecek bir ateş olacaktır.

Şehit Muhammed Mursi’ye Allah’tan rahmet, Müslüman Mısır halkına ve İslam dünyasına sabırlar diliyoruz. İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn.

#

 

          İKRA Derneği Yönetim Kurulu üyeleri ve aileleri olarak bu sefer iftar sofrasında bir araya geldik. 25 Mayıs Cumartesi akşamı, Esenler 15 Temmuz Şehitler Parkı’nda gerçekleştirdiğimiz programda, mübarek Ramazan ayının manevi atmosferini ve iftar sofrasının bereketini hep birlikte paylaştık. 

         Programımıza Çevre ve Şehircilik Bakanımız Murat KURUM, Esenler Belediye Başkanımız M. Tevfik GÖKSU, Belediye Başkan Yardımcıları Av. Osman GÖKÇEBAŞ ve Av. Ömer ÇETİNKAYA ile diğer yetkililer de iştirak ettiler. Programımıza katılıp bizlerle çay içip sohbet eden Sayın Bakanımıza, Belediye Başkanımıza, Başkan Yardımcılarımıza ve diğer yetkililere teşekkür ediyoruz. Artık uğurlamaya hazırlandığımız bu mübarek aydan en güzel şekilde istifade etmiş olmayı diliyor ve Rabbimizden bizleri, huzur ve kardeşlik içinde idrak edeceğimiz yeni Ramazanlara kavuşturmasını niyaz ediyoruz.

İKRA Derneği, SÜLEYMAN SOYLU, İçişleri Bakanı,Kİtap Okumak

İKRA Derneği olarak insanlara kitap ulaştırmak için Ramazan ayını değerlendirelim diye düşündük ve bu niyetle Bağcılar Belediyesi’nin Bağcılar Meydan’da organize ettiği Ramazan Etkinlikleri alanında 6 numaralı çadırda yerimizi aldık. Ramazanın her günü iftardan sonra bulunduğumuz çadırda, gelen misafirlerimize derneğimizi, kitap okuma programımızı anlatıyoruz, kitap okumak isteyen misafirlerimizi kitap okuma programımıza dâhil ediyoruz. Ayrıca çadırımızda bizi ziyaret eden küçük misafirlerimize balon, ailelerine ise 49. sayısına ulaşan dergilerimizi hediye ediyoruz.

Bu etkinliklerin 7. Gününde 12 Mayıs Pazar gecesi çadırımızı İçişleri Bakanımız Süleyman SOYLU ziyarette bulundular. Kendilerine derneğimiz hakkında kısaca bilgi verdikten sonra Dergimizi ve listemizin ilk kitabı olan “Niçin Yaratıldın?” kitabımızı hediye ettik. Ramazan ayı boyunca açık olan çadırımıza sıcak bir çay muhabbetine sizleri de bekliyoruz.

 

 

 

#

Müjdeler olsun! Öyle bir aya, öyle bir zaman dilimine ulaştık ki, Peygamber Efendimiz (sav) Yüce Allah’a o aya ulaşmak için dua etmiştir: “Allah’ım! Receb ve Şaban aylarını hakkımızda mübarek eyle, bizi Ramazan ayına ulaştır!”

Öyle bir aya ulaştık ki, o ayda kullar için rahmet ve mağfiret kapıları açılır; cehennem kapıları kapanır; insanları hak yoldan saptırmaya, kötülük ve günahlara boğmaya çalışan şeytanlar zincire vurulur; o aydaki bir gece, bin aydan daha hayırlı kılınarak kullara ikram üstüne ikram yapılır, hesapsız nimetler sunulur.

Bu aya ulaşıp da onu değerlendirmek, sevap hanelerini doldurmak, sadece oruçluların girebileceği Reyyan kapısından cennete girmeyi hak edebilmek ne büyük bir nimet, ne bereketli bir kazanç, ne güzel bir akıbettir. Yüce Allah’ın kullarını hesapsız nimetlere gark ettiği ve Sevgili Peygamberinin ulaşmak için dua ettiği bu aydan eli, gönlü ve amel defteri boş çıkmak ne büyük bir talihsizlik, ne büyük bir nasipsizlik, ne büyük bir bedbahtlıktır.   

Neler Yapmalı, Neler Yapmamalı

Bu mübarek ayda neleri yapıp neleri yapmayalım ki, bu rahmet iklimini en büyük kazançla tamamlayalım; nasipsizlerden ve bedbahtlardan değil, günahları affolunup cennetle müjdelenen kimselerden olalım.

Bütün Benliğimiz ve Azalarımızla Oruç Tutalım

Şüphesiz Ramazan ayı dendiğinde akla ilk gelen, Rabbimizin (cc) kulları için kötülüklere ve cehenneme karşı bir kalkan kıldığı oruçtur. Elbette oruç, yemeyi ve içmeyi terk etmekten ibaret değildir; bilakis bütün benliğimiz ve azalarımızla Allah’ın razı olmayacağı düşüncelerden, sözlerden ve hareketlerden uzak durmaktır. Kalplerimizi kötü niyetlerden ve düşüncelerden arındırmak; gözlerimizle harama bakmamak; ellerimizi kötülüklere ve hakkımız olmayana uzatmamak; dilimizi zikir ve hayırlı sözler için kullanıp yalan, gıybet, iftira ve faydasız sözlerden korumak; kulaklarımızı boş ve kerih sözlere kapatmak; ayaklarımızı ancak hayırlı işlere koşturmaktır… İşte Rabbimizin karşılığında tahmin edemeyeceğimiz sevaplar vereceği ve tutanları cennetin en üstün mertebelerine taşıyacak oruç böyle bir oruçtur. Peygamber Efendimizi şöyle buyurmuştur:

"Oruç bir zırhtır/kalkandır. Oruçlu kimse kötü söz söylemesin ve cahillik yapmasın. Eğer herhangi bir kimse kendisiyle dövüşmeye yâhut sövüşmeye girişirse, ona iki defa 'Ben oruçluyum' desin. Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki, oruçlu ağzın kokusu, Yüce Allah katında misk kokusundan daha temizdir. Yüce Allah: Oruçlu kimse benim için yemesini, içmesini, cinsî arzusunu terk eder. Oruç, yalnız benim içindir / doğrudan doğruya benim için yapılan bir ibâdettir. Onun ecrini de doğrudan doğruya ben veririm. Hâlbuki diğer güzel amellerin hepsi on misli ile ödenir." (Buharî).

Ramazan Gecelerinin İhyası: Teravih Namazı

Ramazan ayı gündüzü ve gecesiyle mübarektir ve her iki zaman diliminin de değerlendirilmesi gerekir. Eskilerin deyimiyle “gündüzleri sâim (oruçlu), geceleri kâim (namazla)” geçirilmesi gerekir.

Nitekim bir hadis-i şeriflerinde Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyuruyor: "Şüphesiz Allah Ramazan orucunu farz kıldı. Ben de Ramazan gecelerini ihya etmeyi sünnet kıldım. Her kim inanarak ve sevabını Allah'tan bekleyerek Ramazan'ı oruçla, gecelerini namazla ihya ederse, anasından doğduğu gün gibi günahlarından temizlenmiş olur" buyurmaktadır. (İbn Mâce, İbn Hanbel).

Büyük hadis âlimi Nevevî, "Ramazan gecelerini ihya etmenin, teravih namazını kılmakla hasıl olduğunu" zikreder. Bu nedenle ramazan gecelerini, “ramazan eğlenceleri” gibi bu ayın anlam ve kutsiyetiyle bağdaşmayan boş ve hatta dinen sakıncalı şeylerle heba etmek yerine, teravihle ihya etmeye gayret edilmelidir.

Ramazan Ayı Kur’an Ayı

“Ramazan öyle bir aydır ki, insanlara yol gösteren, doğrunun apaçık delillerini içeren ve doğruyu yanlıştan ayıran Kur’ân o ayda indirilmiştir…” (Bakara suresi: 185).

 Kur’an, okuyanların kalbini nurlandırır ve Peygamber Efendimizin (sav) buyurduğu gibi kıyamet gününde onlara şefaatçi olur: “Kur’an’ı okuyunuz! Muhakkak ki o, kıyamet günü dostlarına şefaat edici olarak gelecektir.” (Müslim). Yine Efendimizin (sav) buyurduğu gibi okunan Kur’an’ın her harfine on sevap verilir: “Kur’an’ın hârikaları tükenmez. Çok okumakla eskimez. Onu okuyunuz. Çünkü Allah, onu okumanın her bir harfine karşılık (en az) on sevap verir.” (Hakim).

 Ramazan ayında diğer ibadetlerde olduğu gibi Kur’an okumayı da çoğaltmak gerekir. Bunun yollarından biri de mukabeledir. Bilindiği gibi mukabele geleneği, ramazan aylarında her gece Cebrail ile Peygamber Efendimiz'in karşılıklı olarak o ana kadar gelen Kur'an ayetlerini okuyup kontrol etmelerine dayanır. Her sene bir defa tekrarlanan ayetler, yalnız son yıl iki defa okundu ve bu sebeple o seneye “arza-i ahira” (son arz etme/okuma) adı verildi. (Buhari, Müslim). Şüphesiz Kur’an-ı Kerim’i anlayarak, Rabbimizin söylediklerini bilerek okumak için bu mübarek ayda bir kere de meali ile birlikte okumak uygun olur.

Bir Gecelik Mesaiye Bin Aylık Maaş: Kadir Gecesi

“Doğrusu biz Kur’an’ı Kadir Gecesi’nde indirdik. Kadir Gecesi’nin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir Gecesi bin aydan hayırlıdır. Melekler ve Cebrail o gecede Rablerinin izniyle her türlü iş için inerler. O gece, tanyerinin ağarmasına kadar bir esenliktir.” (Kadir suresi: 1-5).

Ramazan ayındaki en büyük lütuf ve fırsatlardan biri de Kadir gecesidir. Bizzat Yüce Allah bu gecenin bin aydan daha üstün olduğunu haber veriyor. Bin ay, 84 küsur yıl yapıyor. Yani ortalama bir ömür. Bu geceyi ibadetle geçirmek bir ömür boyu ibadet yapmak gibidir; hatta daha fazlasıdır. Çünkü bu gece bin ay gibi değil, bin aydan daha üstündür. Farklı hadislerde Kadir gecesinin ramazanın son on gününde, tek gecelerinde ve yirmi yedinci gecesinde olduğuna işaret edilmektedir. En güzeli en azından son on geceyi Kadir gecesi niyetiyle ihya etmektir. Unutmayalım ki, kadir gecesine isabet eden bir gecelik mesaiye Rabbimiz bir ömürlük ecir vermektedir.

Bu gecede yapılacak dualardan biri Hz. Aişe validemizden gelen şu dua olmalıdır: Hz. Aişe validemizin “Ey Allah’ın Rasulü! Kadir Gecesi’ne rastlarsam nasıl dua edeyim?” sorusuna Resulullah (s.a.v.): “Allahümme inneke afüvvün tühıbbü’l-afve fa’fu anni: Allah’ım sen çok affedicisin, affi seversin, beni affet, diye dua et.” (Tirmizi) buyurdu.

Rabbimizle Başbaşa: İtikâf

İtikâf, ramazan ayı içinde -ve bazen diğer zamanlarda da- günler ve geceler boyu bir camiye kapanarak bütün dünyevî faaliyetlerden uzak bir şekilde kendisini tamamen ibadete ve tefekküre vermek demektir. Hanımlar evlerinin bir odasında itikâfa girerler.

Hazret-i Aişe’den rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber, vefat edinceye kadar Ramazan’ın son on gününde itikâfa girmiştir. Vefatından sonra eşleri itikâfa girmeye devam ettiler.” (Buhârî, Müslim). Yine Hazret-i Aişe anlatıyor: “Resûlullah Ramazan ayında ibâdet husûsunda diğer aylarda görülmeyen bir gayret içerisinde olurdu. Ramazan’ın son on gününde ise kendisini çok daha fazla ibâdete verirdi. Bu günlerde geceyi ihyâ eder, âilesini uyandırır ve izârını bağlardı. (Yâni ibâdet için hazırlıklarını tamamlar ve büyük bir azimle Hakk’a yönelirdi.)” (Buhârî, Müslim).

Dünyamız Ramazan Olursa Âhiretimiz Bayram Olur

Rabbimiz ulaşmayı nasip ettiği bu mürarek ayı rızasına uygun olarak ve rızasını kazanacak şekilde değerlendirmeyi bizlere nasip etsin. Ancak unutmayalım ki, kulluğumuz ramazanla sınırlı değildir; onun için bu aydan elde edeceğimiz feyiz ve hızla, ibadetlerimize bir ömür boyu devam edelim. Yine unutmayalım ki, dünyası ramazan olanın, âhireti bayram olur.

#

Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı’nda bir çok cephede yedi düvele karşı 4 yıl savaşmış bu cepheler içerisinde dünya tarihinin önemli savaşlarından biri olan Çanakkale’de haçlı zihniyetine, sömürgeciliğe karşı büyük şanlı bir zafer kazanılmıştır. Çanakkale’den sonra 2. büyük zafer de Irak cephesinde İngilizler’e karşı kazanılan Kut’ül Amâre savaşı olmuştur. Bu savaşlarda kime karşı, niçin savaşılmıştı? Bunun için tarihin derinliklerine inmek gerekir.

Geçmişten beri hak-batıl, haçlı-İslam çatışması devam etmekte olup tarih bu mücadelenin örnekleriyle doludur. Türklerin, İslamiyet’i kabulü ile birlikte İslam dini geniş sınırlara ulaşmış, Türk-İslam hükümdarları İslam’ın sancaktarlığını yapmışlardır. Gazneli Sultan Mahmut, Sultan Alparslan, Osman Gazi, Yavuz Sultan Selim, Fatih Sultan Mehmet ve Kanuni Sultan Süleyman’ı … Allah’ın dini İslam’ı, İslam’ın adaletini ve hoşgörüsünü dünyaya yaymak için fetihler yapan hükümdarlara örnek olarak gösterebiliriz. İslam devletlerinin hükümdarları fethettikleri yerlere – İslam’ın emrettiği üzere – huzuru, refahı ve adaleti götürmüşler, İslam’ı geniş alanlara yaymışlardır.

Osmanlı Devleti Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferiyle -halifeliğin Osmanlı’ya geçmesi- İslam’ın sancaktarlığını yapmaya başlamıştır. Bu durum Avrupalı hristiyan devletlerin Osmanlı devletini yıkmak için her türlü ittifaka girmesine neden olmuştur. Haçlı-İslam çatışmasına (mücadelesine) ilave olarak ekonomik sebepler de Avrupa devletlerinin İslam dünyası üzerine gelmesi için etkili olan bir diğer faktör olmuştur.

Zengin yeraltı kaynaklarına, enerji kaynaklarına sahip İslam coğrafyası Avrupalıların iştahını kabartmış, bu durum I. Dünya savaşında kendini daha açık bir şekilde göstermiştir.

Osmanlı Devleti yukarıda da belirtildiği üzere bir çok cephede düşmana karşı savaşmış, Çanakkale’de kendisinden silah, cephane, donanım açısından üstün düşmana karşı tarihinin büyük zaferlerinden birini kazanmıştır.

Peki! Osmanlı’yı başarılı kılan neydi? Tabii ki sahip olduğu iman gücü, milli ve manevi değerlerine bağlılık. İşte, Avrupalıların hesap edemediği de bu durumdur. İkinci zaferimiz ise Irak cephesinde İngilizler’e karşı kazanılan Kut’ül Amâre savaşıdır. Kut’ül Amâre’de Halil Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu İngilizlere karşı büyük bir zafer kazanmış, İngilizler’in her türlü oyun ve entrikaları boşa çıkarılmış, general ve subaylarıyla birlikte yaklaşık 13500 asker esir alınmıştır. Zafer üzerine başta padişah Mehmet Reşat olmak üzere önemli devlet erkanı 6. orduya tebrik mesajları göndermiş, bu mesajları birliklerine tebliğ eden Halil Paşa kazanılan zaferden dolayı askerlerini tebrik ederken bu zafer gününü “Kut Bayramı” olarak ilan etmiştir.

102 yıl önce Irak cephesinde, Osmanlı coğrafyasının uzak bir köşesinde imkânsızlık ve yokluk içinde her bakımdan donanımlı, zamanın tekniğinin getirdiği bütün silahlarla donatılmış İngiliz ordusunu mağlup eden Osmanlı ordusuna mensup kahraman şehit ve gazileri anmak mukaddes bir görev ve borçtur.

I. Dünya savaşı sonunda başlayan ve başarıyla sonuçlanan milli mücadele sonucunda Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulmuş, geçmişten günümüze haçlı-İslam, hak-batıl mücadelesi güncelliğini koruyarak devam etmiştir: Irak’ın, Afganistan’ın işgali, Filistin –Kudüs- meselesi bunun en açık örneğidir.

Ülkemizin jeopolitik durumu, ecdadından aldığı mirasla yoluna devam etmesi, Türkiye’yi bu mücadelenin merkezine yerleştirmiştir. Son dönemde ülkemizin başına gelen ve başarıyla göğüslediği badireler sınırımız dışında görüntüde terör örgütleriyle ama gerçekte ve geri planda dış güçlerle olan mücadelemiz bu bağlamda dikkate değerdir.

Bizlere düşen Kur’ân’a ve sünnete bağlı kalarak Peygamberimiz (sav)’e layık bir ümmet olmak, milli ve manevi değerlerimize bağlı kalmak, kısacası özümüze dönmektir. Peygamberimizin (sav) hayatını örnek alarak yaşantımızı sürdürmek, ilim öğrenmek, her daim tedbirli ve uyanık olmak, geçmişteki olaylardan ders çıkararak ona göre hareket etmek, milli birlik ve beraberliğimizi sağlayarak korumak ve devam ettirmektir.

Bu vesileyle Kut’ül Amâre’de ve diğer tüm mücadele alanlarındaki şehitlerimizi rahmetle anıyor, Cenab-ı Allah’ın ümmetimizin ve milletimizin yar ve yardımcısı olmasını diliyoruz.

 

#

Her insanın bir hedefi muhakkak vardır, bu hedefine ulaşanlar mutlu olurlar ki, hedefine ulaşamayanlar ise bir o kadar üzülürler. Fakat hedefine ulaşmayı başaranlar asla şımarmamalı ve bu başarının Allah’ın (cc) kendisine bir lütfu olduğunu unutmamalıdır.
Hz. Süleyman (as), Allah’ın (cc) bir lütfu ve buyruğu olarak rüzgara hükmedebiliyorken, bunu sadece Allah’ın kendisi için bir şeref ve lütfu olarak bilip, hep şükretti. 

“Böylece rüzgarı onun buyruğu altına verdik. Onun emriyle dilediği yöne yumuşakça eserdi.” (Sad, 38/36)

Allah’tan başkasından medet umanlar ahirette feci bir son ile karşılaşırlar. Kainat hercü merce gitse de, dağlar ova, ovalar dağ olsa da, birey olarak Allah’ı dost edinenler muhakkak ki kazanmışlardır. 
Allah’ı kazanan neyi kaybetmiş ki, kaybettiğinde neyi kazansın!

Bizler ülke olarak ne darbeler ne zulümler gördük. İmanı güçlü olanlar her türlü engellemelere ve zorluklara rağmen ibadetini yapabiliyorlardı. İmanın olması imkanın da olması anlamına geliyordu. Ne mutlu bunu anlayabilenlere.

Aslolan Rabbin rızasını kazanmak, bizi yaratan Rabbimiz’e kul olmaktı. En büyük makam ve en büyük kazanç muhakkak ki O’nu, yani Rabbimiz’i memnun etmekti.

Kıymetli dostlar Cennet’i kazandıramayan her türlü makam ve her türlü mevki unutulmamalı ki, kesinlikle bir kayıptır, asla kazanç değildir.

Konumuza gelecek olursak, 
Allah (cc) Maide Suresi’nde şöyle buyurmuştur; 

“Sizin veliniz ancak Allah’tır, Peygamberidir, bir de Allah’ın emrine boyun eğerek namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren müminlerdir.” (Maide,55)

“Kim Allah’ı, Peygamber’ini ve iman edenleri velî edinirse bilsin ki Allah’tan yana olanlar mutlaka galip geleceklerdir.”
(Maide,56)

“Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi alay ve eğlence konusu edinenleri ve kâfirleri dost edinmeyin. Eğer müminseniz Allah’tan korkun.” (Maide,57)

> Yüce Allah (cc), burada özel olarak Ehl-i Kitap’tan sadece dini alay ve eğlence konusu yapan kimselerle, genel olarak da bütün kâfirlerle veya bir başka kıraate göre bunlardan yalnız dinle alay edenlerle böyle bir ilişki kurmalarını yasaklamaktadır. Âyetin iniş sebebi olarak bazı müslümanların birtakım münafıklara karşı sevgi ve muhabbet duygularıyla muamele etmeleri gösterilmiştir. 

“Namaza çağırdığınız zaman onu alay ve eğlence konusu yaparlar. Bu, onların aklını kullanmaz bir topluluk olmalarındandır.”
(Maide,58)

> Bir önceki Ayet’te mutlak olarak dini oyun ve eğlence yerine koyma söz konusu iken, burada dinin özel bir hükmüyle yani ezanla veya namazla alay etme söz konusudur. Müslümanları namaza çağırmak maksadıyla ezan okunduğunda münafıklar ezanın sözlerini çarpıtarak, yahut eğlenceye alarak, ezanla veya namazla alay ediyorlardı. Ezanı veya namazı bu şekilde alay konusu yapmaları şüphesiz ki onlardaki düşünce kıtlığından, cehalet ve anlayışsızlıktan ileri geliyordu.

 Bu âyet, “namaza çağırma” mânasında ezanın Kur’an’da yer aldığını göstermektedir. Çağırmanın şekli ve sözleri ise sünnet’te belirlenmiştir.


“De ki: "Ey Ehl-i kitap! Biz yalnız Allah’a, bize indirilene ve daha önce indirilene iman ettiğimiz için mi bizden hoşlanmıyorsunuz? Oysa sizin çoğunuz yoldan çıkmış kimselersiniz."
(Maide,59)

> Ehl-i kitap (yahudiler), müslümanları kıskandıkları için onlara karşı kin ve nefret besliyor, onları küçümsüyorlardı. Çünkü Müslümanlar, Allah’ın (cc) önceden indirdiği tüm kitaplara ve Peygamberlere iman etmişlerdir.
Allah (cc) burada yahudileri kastetmektedir. Yahudiler, sırf Efendimiz (sav)’e olan kinlerinden dolayı, belki de kendi dinlerini yok edecek olan müşriklere arka çıktılar. Yahudilerin Müslümanlara karşı menfi tavırlarının iki sebebi vardır: Biri, müslümanların Hz. Muhammed ve Kur’an dahil, bütün Peygamberlere ve onlara indirilmiş olan kitaplara iman etmeleridir. İkinci sebep ise Yahudilerin çoğunun yoldan çıkmış olmalarıdır.

“De ki: "Allah katında cezası bundan daha kötü olanı size haber vereyim mi? Onlar, Allah’ın lânetlediği ve gazap ettiği, bir kısmını maymunlara ve domuzlara çevirdiği, tâğuta tapan kimselerdir. İşte bunlar, yeri daha kötü olanlar ve doğru yoldan daha fazla sapmış bulunanlardır."
(Maide,60)

> Tâğut: Hakk’ı tanımayıp azan ve sapan her kişiye ve her güce veya Allah’tan başka tanrı edinilen şeylere verilen isimdir. Azgın ve sapkın olması sebebiyle şeytana da tâğut denilmiştir. Kimisinin tâğut’u milyon dolarlar, kimisinin de mal mülk...

Ayet’teki “aralarından maymunlar ve domuzlar çıkardığı” ifadesinin gerçek bir dönüşmeye mi yoksa ahlâki ve mânevi bir değişim ve bozulmaya mı işaret ettiği hususunda Kur’an’da herhangi bir açıklama yoktur. Müfessirlerin çoğunluğuna göre Allah’ın buyruklarına uymayanlar gerçekten fiziksel bir dönüşüme uğratılarak maymun veya domuz haline getirilmişlerdir. Mesela maymunlarda hak, adalet, aile kavramı, birlik ve gözetim kavramları yoktur. Bir diğer husus hayvanlarda ‘ensest ilişki’ sadece domuzlarda vardır. Ve batıda bu tür ilişkilerin çok yaygın olduğu söylenir. Ancak başta ‘Mücâhid’ olmak üzere bazı müfessirler bu tür ifadeleri, Allah’ın emir ve yasaklarını çiğneyen günahkâr kimselerin mâruz kalacağı ahlâki çöküntünün mecazi bir anlatımı olarak yorumlamışlardır.

Sohbetimize iştirâk eden başta Bekir YILDIRIM Hocamıza ve tüm misafirlerimize teşekkür ediyor, bir dahaki sohbete kadar sizi Allah’a emanet ediyoruz.

Sohbetlerimiz her hafta Pazartesi günü saat 21:00’de devam etmektedir. Sizi ve sevdiklerinizi bekleriz İnşaAllah.
Adres: Akçaburgaz Mah. 3050 Sk. N:8 D:15 Esenyurt 

 

İkra Derneği Esenyurt Temsilciliği

 

 

KÜTÜPHANELER HAFTASI

 

Ülkemizde 1964 yılından beri Mart ayının son Pazartesi günü ile başlayan hafta Kütüphanecilik Haftası ya da diğer adıyla Kütüphaneler Haftası olarak kutlanır. Dolayısıyla içinde bulunduğumuz 2019 yılının 25–31 Mart tarihleri arasını Kütüphaneler haftası olarak idrak etmiş olacağız.

Kitaplar, insanı diğer canlılardan ayıran aklın en güzide ürünleri, kütüphaneler de bu ürünlerin bir araya getirilip yine insanların istifadesine sunulduğu yerlerdir. İslâm medeniyeti, tarihte kitaplar ve kütüphanelerle ayrıcalıklı bir konuma gelip haklı bir şöhrete kavuşmuş ve bu parlak dönemlere Müslümanların siyaset, bilim ve ekonomideki üstünlük dönemleri eşlik etmiştir. Müslümanlar okumak ve kitaplarla aralarına mesafe koydukça, üstünlük ve hâkimiyet güneşi de kitaba yönelen yeni coğrafyalarda parlamaya başlamıştır. Bu gerçek, biz Müslümanların “kitap ve okuma” konusuna nasıl bakmamız gerektiğini de ortaya koymaktadır.

Elbette kitaplara ilgi ve okumak, bir haftayla sınırlandırılamaz. Ancak okumanın önemine vurgu yapmak ve kütüphanelerin kıymetini hatırlatmak için yine de bu özel günler iyi değerlendirilmeli ve farkındalık oluşturulmalıdır.

Bizler de İKRA ailesi olarak, kütüphaneler haftası vesilesiyle bir kez daha insanımızı kitaba ve okumaya davet ediyor; ev, okul, iş yeri, otobüs, metro… kısaca yaşadığımız her yeri kütüphaneye çevirmeyi ve bütün hayatımızı kitap ve okumakla doldurmayı diliyoruz.

                                                           İKRA (İlim, Kütlür ve Rahmet) Derneği

18 Mart Çanakkale Zaferi

Müthiş bir hırsla dolu olan insan 20.yy.’a gelindiğinde aklı sayesinde teknolojinin zirvesini yakalamış, demir ve çeliği bir araya getirerek denizlerde ölüm makinaları olarak kullanmaya başlamıştı.

Elde etme, sömürme ve yok etme olarak kendisine bu kez Osmanlıyı hedef alan emperyalist güçler, tüm şartların kendi lehlerine olduklarını düşünerek ölüm makinalarını Çanakkale Boğazı’nın önlerine dikmişti. Öyle ya, onlara göre Osmanlı hasta adamdı ve Osmanlı’nın mirası iştahlarını kabartıyordu.

6 asırdan beri İslam’ın kılıçtarlığını yapmış olan, dünyaya yön veren koca imparatorluk şimdilerde çatırdıyor, etrafındaki çakallar paylarını alabilmek için sevinç çığlıkları atıyorlardı.

Ve işte! Türk’ün ateşle imtihanı bir kez daha başlıyordu. Her şey tamamlandı. Artık Türk’e son darbenin vurulma anı gelmişti.

Çeliğe karşı etin, kemiğin; devasa top mermilerine karşı kalpleri Allah ve vatan aşkı ile dolu imanlı yüreklerin mücadelesiydi bu…

Ölümü yok olma sananlarla, vatanı, bayrağı, namusu için ölmeyi cennet kapılarının aralanmasını sağlayacak olan şehitlik mertebesine yükselmeyi ve unutulmaz olmayı hedefleyenlerin mücadelesiydi bu…

Saldırdılar, ağızlarından köpükler, salyalar fışkırarak saldırdılar.

Adına medeniyet dedikleri tek dişi kalmış canavar gibi saldırdılar. Denizin mavimsi turkuaz rengi kıpkırmızı olmuştu.

Mehmet’im kolunu, bacağını, gözünü, kanını… Veriyor, ama vatanını, bayrağını, namusunu… Asla vermiyordu.260 bin vatan evladı, bu uğurda gözünü kırpmadan vatan toprağına düşmüş, demir ve çeliğe karşı imanıyla müthiş bir zafer kazanmış ve bu topraklarda ezan sesinin asla susmayacağını, susturulmayacağını tüm dünyaya haykırmıştır.

Yine bir 18 Mart’ın yıl dönümünü yaşadığımız şu günlerde Çanakkale şehitlerimiz başta olmak üzere, Yeni Zelanda da terör saldırısında şehit olan Müslümanları ve tüm şehitlerimizi saygıyla yâd ediyoruz.

Aziz şehitlerimiz! Ruhlarınız şad olsun. Bu millet size müteşekkirdir.

 

                     

                

Kayıt Ol



Üye Girişi