İkra Admin
İkra Admin

İkra Admin

-

Yazarın Haberleri
18 Mart Çanakkale Zaferi

Müthiş bir hırsla dolu olan insan 20.yy.’a gelindiğinde aklı sayesinde teknolojinin zirvesini yakalamış, demir ve çeliği bir araya getirerek denizlerde ölüm makinaları olarak kullanmaya başlamıştı.

Elde etme, sömürme ve yok etme olarak kendisine bu kez Osmanlıyı hedef alan emperyalist güçler, tüm şartların kendi lehlerine olduklarını düşünerek ölüm makinalarını Çanakkale Boğazı’nın önlerine dikmişti. Öyle ya, onlara göre Osmanlı hasta adamdı ve Osmanlı’nın mirası iştahlarını kabartıyordu.

6 asırdan beri İslam’ın kılıçtarlığını yapmış olan, dünyaya yön veren koca imparatorluk şimdilerde çatırdıyor, etrafındaki çakallar paylarını alabilmek için sevinç çığlıkları atıyorlardı.

Ve işte! Türk’ün ateşle imtihanı bir kez daha başlıyordu. Her şey tamamlandı. Artık Türk’e son darbenin vurulma anı gelmişti.

Çeliğe karşı etin, kemiğin; devasa top mermilerine karşı kalpleri Allah ve vatan aşkı ile dolu imanlı yüreklerin mücadelesiydi bu…

Ölümü yok olma sananlarla, vatanı, bayrağı, namusu için ölmeyi cennet kapılarının aralanmasını sağlayacak olan şehitlik mertebesine yükselmeyi ve unutulmaz olmayı hedefleyenlerin mücadelesiydi bu…

Saldırdılar, ağızlarından köpükler, salyalar fışkırarak saldırdılar.

Adına medeniyet dedikleri tek dişi kalmış canavar gibi saldırdılar. Denizin mavimsi turkuaz rengi kıpkırmızı olmuştu.

Mehmet’im kolunu, bacağını, gözünü, kanını… Veriyor, ama vatanını, bayrağını, namusunu… Asla vermiyordu.260 bin vatan evladı, bu uğurda gözünü kırpmadan vatan toprağına düşmüş, demir ve çeliğe karşı imanıyla müthiş bir zafer kazanmış ve bu topraklarda ezan sesinin asla susmayacağını, susturulmayacağını tüm dünyaya haykırmıştır.

Yine bir 18 Mart’ın yıl dönümünü yaşadığımız şu günlerde Çanakkale şehitlerimiz başta olmak üzere, Yeni Zelanda da terör saldırısında şehit olan Müslümanları ve tüm şehitlerimizi saygıyla yâd ediyoruz.

Aziz şehitlerimiz! Ruhlarınız şad olsun. Bu millet size müteşekkirdir.

 

                     

                

İslâm Düşmanları Kinini Kusuyor: Kimi Ezana Uluyor, Kimi Müslüman Kardeşimi Vuruyor

 

        Yarasaların kendilerini karanlığa hapsetmeleri gibi, kalplerini ve zihinlerini küfrün ve zulmün karanlığına gömmüş İslâm düşmanları da, her türlü ahlâk, insaf ve insanlık sınırlarını çiğneyerek kinlerini kusmakta, çirkeflik ve katliamlara devam etmekteler.

         İmanla ve ezanla yoğrulmuş bu ülkede, minarelerden okunan ezana karşı uluyacak kadar alçalan İslâm düşmanlarının, Yeni Zelanda’daki ruh ikizleri de tam bir vahşet sergileyerek bugün (15.03.2019, Cuma) çok sayıda Müslümanı şehit ettiler ve yaraladılar.

Yeni Zelanda’da 2 camiye yapılan silahlı saldırıda Cuma namazı için toplanmış 49 müslüman şehit edildi ve 49’u da yaralandı. İçerdeki İslâm düşmanları, “zulüm 1453’te başladı” diyecek kadar, bu coğrafyanın değerlerine, kültürüne ve medeniyetine olan düşmanlıklarını açıkça ilan ettikleri gibi, Yeni Zelanda’daki katliamı gerçekleştiren caniler de “Konstantinopolis’e gelir, tüm cami ve minareleri yıkarız” diyecek kadar, içerdekilerle aynı karanlık düşüncelerden beslendiklerini ve aynı emellere hizmet ettiklerini ortaya koydular.

İçerde ve dışarda İslâm’a ve Müslümanlara karşı sergilenen düşmanlık ve vahşeti lanetliyor; şehit olan kardeşlerimize Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyoruz. Güneş balçıkla sıvanamayacağı gibi, İslâm nurunun tüm dünyayı adalet ve iman nuruyla aydınlatması da engellenemeyecektir. Yeter ki biz Müslümanlar olarak, dostumuzu ve düşmanımızı tanıyalım; sorumluluklarımızı yerine getirelim.

 

                                            İKRA (İlim, Kültür ve Rahmet) Derneği

28 Şubat

28 Şubat Süreci… Bir İhanetin Adı

          Bu milletin değerlerine ve inancına; bu ülkenin zenginliğine ve kalkınmasına; Türküyle, Kürdüyle, Lazıyla, Çerkeziyle, Gürcüsüyle… bu vatan evlatlarının kardeşliğine kasteden, insanları kamplara bölmek isteyen alçakça bir ihanetin adıdır 28 Şubat post modern darbesi.
 
          Ülke kaynaklarının bir avuç çapulcuya peşkeş çekildiği; başörtülü oldukları için kız öğrencilerin okullara alınmadığı, üniversite kapılarında sürüklendiği, örtülerinin başlarından çekilip alındığı, evladı bu vatan topraklarını korumak için şehit olmuş annelerin, başörtüleri oldukları için kışlalarda yapılan törenlere alınmadığı, zulüm ve ihanet dolu karanlık günlerin adıdır 28 Şubat süreci. Bin yıl süreceği ifade edilen, sokaklarda bile başörtüsünün yasaklanacağı konuşularak, topluma bir korku ve terör havasının pompalanmak istendiği, bu coğrafyanın inancına ve değerlerine yabancı gayrimeşru bir zihniyetin ürünüdür 28 Şubat ihaneti. 
Peki üzerinden 21 yıl geçen ve tarihe “post modern darbe” olarak geçen bu süreçte neler yaşanmıştı?
         
          24 Aralık 1995 seçimlerinde Necmettin Erbakan liderliğindeki Refah Partisi %21.4 oy alarak birinci parti oldu. Başarısızlıkla sonuçlanan farklı koalisyon girişimleri ve denemelerinden sonra 28 Haziran 1996 yılında Prof. Dr. Necmettin Erbakan başbakanlığında Refah Partisi/Doğruyol Partisi (Refahyol) koalisyonu kuruldu. Hükümet, devlet kaynaklarının israf edilip yağmalanmasının önüne geçen ve verimli bir şekilde kullanılmasını sağlayacak bir ekonomik programı uygulamaya koydu. Ekonomi hızlı bir düzelme sürecine girdi, memur ve işçi maaşlarına, onların bile beklentilerinin üzerinde zam yapıldı. Ama ülkemiz ve halkımız için yaşanan bu olumlu gelişmelerden, çıkarları zedelenenler ve rahatsız olanlar da vardı. Tıpkı bu gün olduğu gibi.
 
          Çıkarları zedelenenler, çok geçmeden harekete geçtiler; sonradan kurku olduğu ve belirli odaklar tarafından yönlendirildiği anlaşılan olaylarla “irtica hortladı, şeriat geliyor” yalanlarıyla büyük bir algı operasyonuna başladılar. Askeri harekete geçirdiler, Sincan’da tankları yürüttüler. Hükümeti istifa etmeye mecbur bıraktılar. Sahnenin arkasında ise ülkenin zenginliklerini yağmalamaya devam ettiler. Ardından Refah Partisi kapatıldı, yöneticilere siyaset yapma yasağı getirildi. Bu süreçte onlarca banka batırıldı, Türkiye milyarlarca dolar zarara uğratıldı, gayrisafi milli hasılanın üçte biri yok edildi.
 
          Ülke, ekonomi ve millet vicdanı büyük bir yara aldı ve etkileri hala devam ediyor. Ama tarih boyunca çok büyük badireler atlatan bu millet, yoluna devam etmesini bildi. Yaralarını sardı ve kervan, birilerinin çıkardığı seslere aldırmadan yoluna devam ediyor. 28 Şubat darbesi, bu ülkenin gerçek sahipleri olan millet için sürekli uyanık olmayı gerektiren bir ibret vesikası olarak, sürecin aktörleri için ise alınlarındaki bir kara leke olarak hafızalardaki yerini koruyor.
 
İKRA (İlim Kültür ve Rahmet) Derneği

 

BİRİLERİ BİZİ GÖZETLİYOR

      İnsanoğlu, yaratıcıya muhtaç bir varlıktır. Gerçek ilahı bulana kadar bu arayış kendi içerisinde devam eder. Bugün yeryüzünde Rabbini bulamayıp inanma ihtiyacını putlar ile teselli etmeye çalışan kişi sayısı azımsanmayacak kadar çoktur.

      Ama elhamdülillah Müslümanlar, nitelik olarak Rabbimizin istediği gibi olmasa da nicelik olarak çoğalmaya devam ediyor. İşte bu noktada nitelikli Müslümana ihtiyaç var. Dini konuda kendini iyi yetiştirmiş, tam donanımlı müminlerin sorumluluk almalarının zamanı geldi ve geçiyor. Bu müminlerin insanlara örnek model olmaları mecburidir. Çünkü bugün bilgiye ulaşma konusunda hiçbir zorluluk yok ama pratikte yaşayan örnek Müslümana ulaşmak konusunda zorluluklar yaşanıyor. Rabbimizin bize ihtiyacı yok, lakin bizim O’na su, hava kadar ihtiyacımız var. Kendimize bir iyilik yapalım ve insanların hayra yönelmelerine vesile olalım; çünkü “hayra vesile olan onu yapan gibidir.” Bu dünyada yaptıklarımızdan hesaba çekileceğimiz gibi, yapmamız gerekip de yapmadıklarımızdan da hesaba çekileceğimizi aklımızdan çıkarmayalım.

      İnsanları hayra davet etmenin tabi ki birçok vesileleri vardır. Onları kitapla buluşturarak işe başlayabiliriz. Tabi insanların kitap okumalarını sağlamak biraz zordur; fakat zora talip olunmadan, rahatı yakalamamız olanaksızdır. Kitap okumanın bir ihtiyaç olduğu, biraz sabır gerektiği bilincini vermek gerekecektir. Ama her şeye rağmen okumayanları, kitabî bilgilerin konuşulduğu sohbet/konferanslara çağırmak ve onlara böyle ortamlar hazırlamak gerekir. İnsanların kafalarının dank edeceği zamanlar vardır. Kimin ne zaman, nerede ve kimden etkileneceği bilmez. Dolayısıyla bu sohbet-muhabbet ortamları önemlidir.

Buna da ikna olmayanlar, yani kitap okumadığı gibi, sohbet/konferans ortamlarına gelmeyenler de olabilir. Onlar da yine kendi hallerine terk edilmezler. Demokraside değil, İslâm’da çare tükenmez. Bıkmadan ve usanmadan başka yöntemlerle Hakk’a davet etmeye ve Hakk’ı göstermeye devam edeceğiz. Bu husus çok önemli ve o kadar da gereklidir.

Bu noktada şu hususu da unutmamak gerekir ki, her an gözetim altındayız ve “bir gün” karşımıza çıkartılmak üzere bütün yaptıklarımız veya yapmamız gerekip de yapmadıklarımız kayıt altına alınmaktadır. Allah’ın (cc) bizi her an, her yerde gördüğünden ve görevli meleklerinin yaptıklarımızı kaydettiğinden şüphesi olanımız var mı? Peki sadece kendimizi düzeltmemiz, iyilikleri kendimize saklamamız doğru ve makbul müdür? Böyle bir tavır, “ben” değil, “biz” anlayışına sahip olması gereken Müslümanın sergileyebileceği bir tavır mıdır? Duasını bile “ben” değil “biz” olarak yapan Müslüman elbette kendisiyle birlikte başkalarının da kurtulmasına ister ve bunu hedefler: “Ey Rabbimiz! Bize bu dünyada da iyilik ver, ahirette de ve bizi ateş azabından koru.” (Bakara: 201).

Çünkü Müslüman sorumluluk sahibidir; evde ailesine, tenhada kendisine ve sokakta herkese karşı sorumluluk duygusuyla hareket eder. Ayrıca bilir ki, “ben Müslümanım” diyenlerin olumlu ya da olumsuz olarak ortaya koyacağı her hareketi, insanlar tarafından âdeta mikroskopla takip edilmektedir. İşte Müslüman böyle bir şuur ve sorumluluk duygusuyla hareket eder ve insanları Allah’a davet eder.

      İnsanları Allaha davet etmek aslında çok kolaydır. Fıtrata uygun olarak, yani İslâm’ın ölçülerine göre yaşamak büyük oranda yeterli olacaktır. Yemek yerken besmele çekmemiz Allah’a davettir; giyinişimizin sünnete uygun olması Allah’a davettir; konuşmamızda yalana başvurmadan doğruları söylemek Allah’a davettir… Örnekleri istediğiniz kadar çoğaltabilirsiniz. İslâm’ı bu şekilde, yani bizzat yaşayarak ve hâl diliyle anlatmak aslında en etkili davet metodudur.

      Söylediklerimi toparlayacak olursam, Müslüman sadece kendi kurtuluşunu değil bütün insanların kurtuluşunu ister ve bunun için elinden gelen gayreti ortaya koyar. Emr-i bi’l-maruf ve nehy-i ani’l-münker (iyiliği emredip kötülükten sakındırmak) her Müslümanın bir şekilde yapabileceği ve yapması gereken bir şeydir. Başta Rabbimiz ve melekleri olmak üzere,  insanlar bizi gözetliyorlar ve dolayısıyla yaptıklarımız ve yapmamız gerekip de yapamadığımızdan dolayı hesaba çekileceğiz bilincinde olmamız ve gereğini yapmamız dileğiyle… vesselam

 

 

Murat Elçiboğa

RAMAZAN KAYAN, İKRA DERNEĞİ, KİTAP OKUMAK, KİTAP, OKUMANIN FAYDALARI

Bir içe bakış ihtiyacının zaruret arz ettiği günlerden geçiyoruz… Dış ve dışarı bizleri öylesine yordu ki içi, içeriyi unuttuk… İçtenliğimizi kaybettik… Dışa dönük atılım ve açılımlarımız artarken, iç acılarımız büyüdü… Kazanma hırsı, kaybetme korkusu insanı acımasızlaştırıyor… Gerçi dünyayı kazandık ama kendimizi kaybettik. Birçok şeye sahip olduk ama bir türlü nasipsizliğimiz ve bereketsizliğimiz bitmiyor… Evlerimiz genişledi fakat ruhumuz daraldı… Evdeki herkes kendisini dışarı atma derdinde… Acaba dışarıda bulup da evde kaybettiğimiz nedir? Hazımsız ve tahammülsüz olduk. Haset ve husumetten kurtulamıyoruz… Neden bu kadar gerginiz? Dünya neden güvensiz? Keyfimiz kaçtı, hayatın tadı tuzu kalmadı… İnsanlar çoğaldı, insanlık azaldı… Soğuk bir yaşam, donuk bakışlar, endişeli ilişkiler… Ruhsuz bir kulvara savruluyoruz… Biliyorum, dünyanın içinde olmakla yetinmedik, dünya içimize kaçtı… Dünyevileştikçe duyarsızlaştık, değersizleştik… İdeallerimiz çöktü, irademiz zayıfladı, iddialarımızdan koptuk… Moral gidince mecal de kalmıyor… Mücadele alanı genişlese de heyecan kalmayınca olmuyor. Dava yürümüyor… Heyecansızlık bitiriyor… Cehdsiz, vecdsiz, aşksız, feyzsiz yol alınmıyor… Heyecan oluşturmazsak harcanırız… Coşkusu olmayanın çabası sonuç vermiyor… Gözlerimizin ışıltısı, kalplerimizin kıpırtısı gitmişse, yüreklerde kıvılcımlar çakamıyoruz… Biz tutuşmuyorsak kimseyi tutuşturamayız… His, heyecan, hareket yoksa; edebiyat, hitabet kifayet etmiyor… Maneviyat, ruhaniyat eksikse; maddiyat, makam, mevki, mal, mülk hedefe taşımıyor… Malumatta zenginiz ama marifet yoksuluyuz… Bilgi çok fakat bilgelikte sınıfta kalıyoruz… Teşebbüslerimiz çok ama ilâhî tecellileri yanımıza almadan sonuç alınmıyor… Hazlar baskın çıkınca heyecanımız söndü… Hırslarımızı kontrol edemediğimiz için huşusuz kaldık… Hız dünyasında halsiz kalışımız, hayata nereden baktığımızla ilgili… Üzerimizdeki ağırlık hayra alamet değil… Yüreklerde inşirah, itminan hâsıl olmuyorsa, kalpsiz bir dünyada nasıl yaşarız? Fırsatları değerlendirecek feraset lazım… Bulanıklıkları giderecek basiret gerek… Hikmeti kuşanmadan hakikati taşımak mümkün değil… Gaybi yardımlardan kopunca seküler ve popüler sularda yakînimiz kalmadı… Artık sâdık rüyalar da göremez olduk… Kâbuslardan kurtulamıyoruz… İlham gelmeyince imkânları gereği gibi kullanamıyor ve imtihanı vermekte zorlanıyoruz… Aşkımızı besleyecek adanmışlıklar azaldı… Aşkınlığımızı güçlendirecek arınmışlıklar kayboldu…

Kitap, sohbet, muhabbet, dostluk artık bizi kesmiyor… Doymuşluk mu desem, bilmişlik mi desem, bilmiyorum. Profesyonelleştik ama amatör ruhumuz gitti… Hasbîliğimize halel geldi. Günahkârların günah işlemedeki coşkusu, salih amel işleyenlerde neden yok? Stadyumlarda taraftarların çılgınca coşkusu yankılanırken, Saraçhane’de neden ses yok? Beyazıt neden suskun? Düğünlerimizde bile heyecan yok… Nikâhta keramet kalmadı sanki… Görünürlük gönüllülüğü gölgeliyor… Ahval bu olsa bile bize düşen aşk ve aksiyondur… Bize düşen elimizden geleni yapmaktır… Yani bir rüzgâr estirmek ve yeni bir ruh yakalamaktır… Yeniden yola koyulmaktır… Secdelerde rehabilite olma vaktidir. Abdest suyunda, şadırvan soğukluğunda arınma zamanıdır… Sadıklarla buluşup yeni seferlere doğrulma ânıdır. “İman edenlerin Allah’ı anma ve ondan hak sebebiyle kalplerinin huşu içinde olma zamanı daha gelmedi mi?” (Hadid, 16)

 

 

RAMAZAN KAYAN

Sıtkı ASLANHAN, İKRA DERNEĞİ, KİTAP OKUMAK

Sıtkı ASLANHAN ile Bir Pazar Sabahı;

İKRA Derneğimizin geleneksel hizmetlerinden biri olan, motivasyon seminerlerimizin 20 Ocak 2019 Pazar günkü misafiri Sıtkı ASLANHAN idi. 1976 yılında Malatya doğumlu olan Sıtkı ASLANHAN Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. Evli ve 4 çocuk babası. Anadolu’nun farklı kültürlerini genç yaşta gözlemleme ve tanıma fırsatını bulmuş ve insanların kendi örf, âdet ve geleneklerine yönelik tavırlarını ve duyarlılığını uzun süre incelemiş, irdelemiş biri. Kadim geleneğimizin önemini hatırlatmak, Anadolu irfanını 21. yüzyıl insanının gündemine yeniden taşımak, medeniyetimizin yapı taşları örf, adet ve geleneklerimizi yeni bir bakış açısıyla insanların idrakine sunmak için şehir şehir dolaşan ve bu doğrultuda bizleri de kırmayarak davetimize icabet eden biri.

Sıtkı Aslanhan’ın ana gayesi; varlık sebeplerini idrak etmeleri, farkındalık ve bilinç düzeylerini artırmaları, gerçek huzurun ve mutluluğun kapılarını aralamaları için insanlara hatırlatmalarda bulunmak, yol göstermek, yardımcı olmak…

Yapılan kahvaltı sonrası, Genel Başkanımız Mehmet ÇELİK beyin, giriş konuşmalarıyla başlayan programımız, Sıtkı beyin kürsüye arz edilmesiyle devam etti. Değerli hatibimiz konuşmasında İlahiyat’ta okuma serüveninden ve hangi badireler atlatarak bugünkü konumuna geldiğinden bahsetti. Hocamızın o tatlı ve akıcı üslubuyla yaptığı konuşmasından bazı anekdotları paylaşmak isteriz:

* İlahiyat’ta okurken öğretmen olma hayalim vardı ama 28 Şubatla bu hayallerim bitti. Sabaha kadar ağladım ama kendime söz verdim: “Madem ben sınıflardaki 20-30 kişilik öğrenci gruplarına öğretmenlik yapamayacağım, o zaman ben de bütün dünyada seminerler vereceğim, onlara öğretmenlik yapacağım.”

* 25 yaşında evlendim ama erken evlenilmesini, üniversiteye giderken evlenilmesini tavsiye ederim. Bu hususta herkesin evliliği kolaylaştırması, evlenmek isteyenlere yardımcı olması gerekir. Zaten 30’undan sonra yapılan evlilikler “şirket evliliği” gibi bir şey oluyor.

* İlahiyat Fakültesi’nde okurken, kişisel gelişim ve motivasyon konusunda kitaplar okumaya ve bu alanda kendimi geliştirmeye başladım. Bir gün şehirdeki bir dershaneye gittim ve öğrencilere, hiçbir ücret talep etmeden bir seminer vermeyi teklif ettim. Bana iki tane rehber öğretmenlerinin olduğunu, söyleyip bu teklifimi kabul etmek istemediler. Ben de ne kaybedersiniz, sizden bir ücret istemiyorum, getirin en çalışkan öğrencilerinizi onlara konuşayım deyince, kabul ettiler ve bir gurup öğrenciye seminer vermemi sağladılar. Gerçi getirdikleri öğrenciler, 3 yıldır bir yer kazanmak için dershaneye devam eden öğrencilermiş. Seminerden sonra öğrenciler, idarecilere gidip, sene başından beri niçin böyle birini getirmediniz, demişler. Bu şekilde seminerler vermeye başladım.

* Yurt içi, yurt dışı senede en az 250 seminer veriyorum.

* Seminerler vermeye başladıktan bir süre sonra bir radyoda eğitim programı yapmak istedim ve bunun için Radyo 7’ye gittim. Radyo 7 o zaman saat başlarında haber veren bir müzik kanalı durumundaydı. Burası bir müzik kanalı, eğitim programı gitmez dediler. Yapacağım program buraya gider, bir deneyelim diye ısrar edince, tamam 15-20 dakikalık bir demo yapalım, sonra karar veririz dediler. Demoyu beğendiler ve 3-4

dakika konuşma, sonrasında müzik olmak kaydı ile program yapmamı kabul ettiler. İlk hafta söyledikleri şekilde yaptık. Ama ikinci haftadan itibaren konuşma süresi arttı, müzik azaldı.

* Daha sonra Akra FM’de program yapmaya başladım. Burada 2009 yılından beri cumartesi günleri saat 14-15 arası “Bilinçli Aile” adlı bir program yapıyorum ve hâlâ devam ediyor.

* 2001 yılında yani DSP döneminde Manisa’daki okullardan seminer vermem için teklifler alıyorum ama dönemin valisi “bu adamı okullara sokmayacaksınız” diye emir verdi.

* Ben çok yazan bir yazar değilim. İlk kitabım olan “Hayata Gülümse” kitabından sonra on yıl hiç kitap yayımlamadım. Şu anda yayımlanmış 5 kitabım var ve 6. kitap da yayına hazır olmasına rağmen yayınlamadım. Yayınlayacağım kitabın önce beni tatmin etmesi ve Rabbimin huzurunda gururla hesabını verebileceğim bir kitap olmasını istediğim için şu an beklemede. Rabbim fırsat verir, gönlümün tatmin olduğu bir kıvama getirirsem yayınlarım.

* Rahmetli Ahmet KABAKLI hoca yazılarını gazetedeki çaycıya okutur, o çaycı yazıyı anlarsa yayınlatırmış. Çünkü halkın yazıları anlayıp anlayamayacağını bu usulle anlarmış.

* İnsan tanınmaya, dinlenmeye, ilgi görmeye başlayınca devreye nefis giriyor. Bir gün seminer vermişim, bayağı pohpohlanıyorum, ayaklarım yerden kesilmiş. Namaza durdum ve namaz sonrası secdede uzun uzun kaldım ve kendime dedim ki “Ulan Sıtkı, senden daha bilgili, daha güzel konuşan nice insan var. Allah, o sevgiyi insanların gönlüne koymazsa sen nesin ki!?”

* Birkaç meczup, yani gönül ehli dostum var. Yine ayaklarımın yerden kesildiğini hissettiğim bir seminer sonrası onlardan biri aradı ve dedi ki: “Sen de kendini hoca zannediyon, de mi? Hocanın olmadığı yerde keçiye Katip Çelebi derlermiş misali yani.” Bunlar insanın nefis muhasebesi yapmasını ve kendine gelmesini sağlayan önemli şeylerdir.

* Bu ülkede kavramlar üzerine oyun oynanıyor. Bakın bu ülkenin en zeki öğrencileri Fen Liselerine gönderiliyor. Bunların çok önemli bir kısmı da doktor oluyor. Bu aslında bu ülkeye yapılmış bir ihanettir. Fen liselerine karşı olduğum anlaşılmasın ama bu ülkenin, yüreği vatan, millet sevgisiyle atan meslek erbaplarına; sosyal bilimcilere, siyasal bilimcilere, kültür yansıtıcılarına… ihtiyacı da var. Milli olan eğitim değil kültürdür.

* Avrupa’da eğitimde söz sahibi olanların ekseriyatı papazdır. Eğitimle ilgili, kişisel gelişimle ilgili yazanların çoğu dini eğitim kökenli kişilerdir.

* Çocuklarımızdan ilgiyi ve sevgiyi esirgememiz gerekiyor. Yoksa evinde, annesinde babasında bulamadığı sevgiyi başkalarında, yanlış yerlerde arar. Sahte sevgilere aldanır. Çocuklarımızın, özellikle kız çocuklarımızın başlarını dizlerimize koyup saçlarını okşamalıyız. Bir kızın sevgilerinin toplandığı saçlarıdır, saçlarının okşanmasıdır. Sevgiden mahrum kalan kızlar, hep “saçlarımı okşamadı” derler.

* ABD’de yapılan bir çalışmada kız çocuğunu alnından öpmek; onun özgüvenini arttırıyor, rahat ve huzurlu uyumasını, hata yapacaksa hata yapmamasını sağlıyor. Babalar, kız çocuklarınızın alınlarından öpün. Hz. Muhammed (sav) kızı Hz. Fatıma’ya nasıl değer verdiyse siz de kızlarınıza o şekilde değer verin.

* Evlerinizde aile bireylerini dışarı giderken uğurlayın ve eve geldiklerinde karşılayın. Ben şahsen eve geldiğimde kapıyı anahtarla açmam, zile basarım. Evdekiler geldiğimi bilsin, ne de olsa “Şam Babası” gelmedi. Çocuklarının geleceğini garanti altına almak isteyenler çocuklarına değer versin. Bir çocuk, iki çocuk yapmak, onları maddi anlamda rahata kavuşturmak onlara değer verildiğinin göstergesi değildir.

* Çocuklarınıza sorumluluk verin. Eve gelen faturaların ne kadar olduklarını bilsinler. İsraf haramdır. Hele hele elektrik, su …vs. milli israftır.

* İmam-ı Gazali; çocuklarınızı açlıkla terbiye edin diyor. Merhametsizliğimiz, yediklerimizden kaynaklı. Şimdiki çocuklar canının istediğini yiyor, canının istemediğini yemiyor.

* Çocuklarınızın yediğine içtiğine dikkat edin ve onlara sağlıklı şeyler yedirin. Bir kasap arkadaşım bana şöyle demişti: Sosis, salam, sucuk bir mezbahanın çöplüğüdür. Çöpe atılacak olanlar bu şekilde değerlendiriliyor.

* Türkiye, ahlâk dışı sitelere girmede dünyada 2. sırada. Evinize, çocuklarınıza dikkat edin. Belirli bir yaşa kadar onları internetten, bilgisayardan, cep telefonundan, televizyondan koruyun. Korkmayın hayat onlarsız da yaşanıyor.

* Cinsiyetsiz bir toplum projesi yaygınlaştırılmakta. Gençlerimiz, kız mı erkek mi olduğu belli olmayan Koreli sanatçıları takip ediyor.

* Çocuklarınızla mezarlıkları ziyaret edin. Dedelerinizin, şehitlerin … mezarlarını ziyaret edin. Onlara, bugünkü hayatımızı bunlara borçluyuz, şehitlerimize borçluyuz diye dualar öğretin.

* Çocuklarınıza kitap okuma alışkanlığı kazandırın. Ne güzel ki siz İKRA olarak zaten bu amaçla kurulmuşsunuz.

* Çok kitap okuyan çocuklar başarıyı daha kolay yakalıyorlar. Kitap okumayan çok zeki bir çocuk ise bir gün duvara toslar.

* Gece 2-3 gibi kalkın, teheccüd kılıp çocuklarınız için dua edin. Ağlamaklı bir şekilde, can-ı gönülden onlar için dua edin.

 

 

İMAM-I RABBANİ, İKRA Derneği, İkra, Kİtap Okumak

İKRA (İlim Kültür ve Rahmet) Derneği olarak, tarihimizde iz bırakan ilim, fikir ve hareket adamlarını anmaya ve anlamaya yönelik düzenlediğimiz “Öncülere Vefa” programlarının 13.sünü 11 Ocak 2019 Cuma akşamı Esenler Belediyesi Kültür Merkezi’nde icra ettik.

Sunuculuğunu Halil KENDİR’in yaptığı ve İmam-ı Rabbâni’nin konu edildiği program İstoç Camii İmam Hatibi ve Dünya Kur’ân-ı Kerim Okuma Yarışması birincisi Mustafa KIZILCAOĞLU hocamızın Kur’ân tilâvetiyle başladı. Ardından kürsüye İKRA Derneği Genel Başkanı Sayın Mehmet ÇELİK geldi ve Derneğimizin misyonu ve faaliyetleri hakkında açıklamalarda bulundu. Daha sonra bir zamanlar Müslümanların ilim ve kitap ile nasıl bir medeniyet inşâ edip güçlendikleri, sonra ilimden uzaklaşmaları nedeniyle güçlerini kaybedip hangi hallere düştüklerini gösteren ve günümüzde insanları okumaktan alıkoyan etkenlerin neler olduğunu ve İKRA Derneğinin nasıl doğup hangi boşluğu doldurduğunu anlatan bir sinevizyon gösterimi yapıldı.

Sinevizyon gösteriminin ardından kürsüye İmam-ı Rabbâni hakkındaki sunumunu yapmak üzere Eğitimci-Yazar Ahmet YAPICI hocamız geldi. Sayın YAPICI, İmam-ı Rabbâni’yi anlamak için öncelikle onun yaşadığı zaman ve mekânı tanımak gerektiğine vurgu yaptı ve bu konu hakkında bilgiler verdi. İmam-ı Rabbâni’nin Hindistan’da (ki o zaman Hindistan bugünkü Pakistan ve Bangladeş’i de kapsıyordu) milâdi 16. Yüzyılın ikinci yarısı ile 17. Yüzyılın ilk yarısında (D. 1562 – Ö. 1624) yaşadığını ifade eden Sayın YAPICI, onun tanınması, mücadelesi ve misyonunun, o dönemde Hindistan’da hüküm süren Babur Devleti hükümdarı Ekber Şah’tan ayrı değerlendirilemeyeceğini söyledi.

Bir Türk ve Müslüman devleti olan Babur devletinin hükümdarı Ekber Şah, farklı din mensuplarını devletinin egemenliği altında tutabilmek gerekçesiyle İslâm, Hinduizm ve Hıristiyanlık gibi farklı dinlerden bazı unsurları alarak, âdeta bir dinler koalisyonu oluşturmuş ve “Dinî İlâhi” ismini verdiği yeni bir din icat etmişti. Bazı Müslüman alimler de ya Ekber Şah ile karşı karşıya gelmemek, ya sahip oldukları makam ve mevkilerini kaybetmemek, ya da Ekber Şah’ın bu siyaseti sayesinde diğer din mensupları da Müslüman olacaklar şeklindeki safça düşüncelerle onu desteklemişlerdi. Ancak İmam-ı Rabbâni çok şiddetli bir şekilde buna karşı çıkmış, Ekber Şah’a mektuplar yazmış, her yerde bunun yanlış olduğunu ifade etmiş ve bu uğurda hapsedilmiştir. Onun mücadelesi sayesinde, başta babası Ekber Şah’ın yolundan giden ve hatta İmam Rabbâni’yi hapsetmiş olan Cihangir Şah, daha sonra bu yanlışı terk etmiştir.

Ahmet YAPICI, Müslümanlar arasında şahıslarla ilgili yanlış olan iki uç yaklaşımın bulunduğuna dikkat çekti. Bunlardan birincisinin şahısların aşırı yüceltilmesi ve kutsallaştırılması yaklaşımı olduğunu söyleyen Sayın YAPICI, ikincisinin ise tarihteki önemli şahsiyetlerin artık tarihte kaldığı, günümüze söyleyecekleri bir şeylerinin olmadıkları, bu nedenle de görmezden gelinmesi yaklaşımı olduğunu ifade etti. Bu iki yaklaşımın da doğru olmadığını belirten Sayın YAPICI, yapılması gerekenin

tarihi şahsiyetlerin de insan olduklarını, Hz. Peygamber dışında (sav) onların da hatalardan korunmuş olmadıklarını unutmadan, onlardan alınması gereken dersleri almak ve günümüze verdikleri mesajları çıkarmaktır, dedi.

Ahmet YAPICI bu çerçevede günümüz insanının İmam-ı Rabbâni’den alacakları dört mesaj olduğunu ifade etti:

1- Sorumlu Müslüman duruşu: İmam-ı Rabbâni, müslüman oluşunun sorumluluğunu bilen ve her türlü fedekârlıkta bulunarak bu sorumluluğun gereklerini yerine getiren biridir. Makam, mevki gibi beklentiler veya devlet başkanıyla karşı karşıya gelmek gibi endişelerle bu sorumluluğunu yerine getirmekten asla vaz geçmemiştir.

2- Derdi olan Müslüman: Müslüman derdi olan kimsedir. Evinin, ailesinin, Müslümanların, ümmetin ve hatta bütün dünyanın durumunu düşünür ve bütün bunların iyi olması gibi bir derdin sahibi olur. İşte İmam-ı Rabbâni böyle bir derdin sahibidir.

3- Tâbi olduğu Hz. Peygamber’in (sav) sünnetine sıkı sıkıya bağlılık: İmam-ı Rabbâni, Hz. Peygamber’in (sav) sünnetine sıkı sıkıya ve titizlikle bağlı bir kimsedir. Öğrencilerine ve müritlerine de sünnete sıkı sıkıya bağlı olmayı tavsiye etmiş ve bidatlarla, hurafelerle hayatı boyunca mücadele etmiştir.

4- Öz eleştiri yapabilmek: İmam-ı Rabbâni’yi bir yere konumlandırmak istesek; yani onun bir fakih mi, bir müfessir mi, bir hadisçi mi yoksa bir mutasavvıf mı olduğuna karar vermek istesek, hiç tartışmasız onun mutasavvıflık, sufilik yönü ön plana çıkar. Bununla birlikte o tasavvuf adı altında yapılan yanlışları, bidat ve hurafeleri çok net bir şekilde eleştirmiştir. Şeyhlerin ve alimlerin ihtilaf etmeleri halinde, alimlere itibar edileceğini, çünkü alimlerinin söylediklerinin kaynağının Kitap ve Sünnet olduğunu; şeyhlerin söylediklerinin kaynağının ise keşif ve ilham olduğunu söylemiştir.

Ahmet YAPICI, İmam-ı Rabbâni’nin de eleştirilebilecek yönlerinin olduğunu, ancak bu program ilmî bir toplantı olmadığından, “İmam-ı Rabbâni’den bizim alacağımız mesajlar nelerdir” sorusuna cevap aramanın daha uygun olacağını ifade etti.

Havalar oldukça soğuk olmasına rağmen, çok sıcak bir atmosferde zalimlere, bidat ve hurafelere karşı verilecek mücadelede yolumuzu aydınlatan öncülerimizden birini daha anmaya ve anlamaya çalıştık. Başta sunumu yapan Ahmet YAPICI hocamız olmak üzere programa katılan herkese ve programın gerçekleştiği salonu bize tahsis eden Esenler Belediyemize teşekkür ediyor, yeni programlarda birlikte olmayı diliyoruz.

 

 

 

 

Müslüman Yanılmaz, Yanıltmaz

İKRA Derneği Esenyurt Temsilciliği olarak, her hafta Pazartesi günü gerçekleştirdiğimiz sohbetimizin bu haftaki konuğu Bekir YILDIRIM Hocamızdı.

Bekir Hocamız, İkra Derneği Dergimizin 47. (en son) sayısında yer alan “Dört Filtre” başlıklı Ahmet YAPICI Hocamızın yazısını okuyarak sohbetlerine başladılar.

Hocamızın sohbetinden özetle;

Zenginlik ve mutluluk insandan insana değişkenlik gösteren iki faktördür. Eğer bir adamın “babam gelecek” diye evde heyecanla bekleyen bir evladı ve geç kaldığı zaman “nerde kaldı acaba bey?” diye meraklanan bir eşi varsa, o adam mutludur. Zira iyidir de. Çünkü iyi biri olmasa evde dört gözle bekleyenleri olmaz. İyi biri olduğu için de aynı zamanda mutludur. 

İnsanı mutlu etmeyen varlığın hamallığı, o insanı mutlu etmez. Zenginlik asla mutlu olmaya yetmez. Zengin insan ihtiyacını bitirendir. Dünyadaki en zengin insanın bile ihtiyacı asla bitmez. Dolayısıyla zenginlik mal ile değildir. En büyük zenginlik Allah’tır. Çünkü O Allah ki, her türlü noksanlıktan münezzehtir.

Hani bir hikaye vardır; Tilki ile Kedi.
Tilki, kediye her türlü oyuna ve kurnazlığa sahip olduğunu, her durumda başına gelen her olumsuzlukta muhakkak bir kurnazlık yapıp o zor durumdan kurtulabileceğini söyler. Kedi ise öylece dinler tilkiyi. Fakat az sonra bir köpek yaklaşır onlara. Kedi bir çırpıda hemen ağaca çıkar ve tilki öylece kalır. Sonra kedi der ki; Tilki kardeş, benim öyle senin gibi çok kurnazlık yapacak maharetim yok ama bildiğim tek yol hayatımı kurtardı. 

Yalan ve kurnazlık asla doğru yöntem değildir. 
İşte doğruluk da buna benzer. Doğru birdir, tektir ve hayat kurtarır. Kişi doğru olursa, yalan kişinin önünde eğilmeye mahkum olur.
Gayemiz; her zaman doğru bir şekilde, doğruluk ekseninde, dürüstlük ile ve tam manasıyla itaatkâr bir şekilde Allah’a kul olabilmektir. Böyle olmalıyız. 
Önemli olan neye sahip olduğumuz değil, sahip olduklarımızı nasıl değerlendirdiğimizdir. Sahip olduklarını doğru kullanmayan insanlar yüzünden “güven duygusu” kalmadı nerdeyse.

Zamanın birinde çok zengin bir tüccar varmış ve bu tüccar zor durumda olan bir şahsı yanına alarak ona iyilik yapmak ister. Uzunca bir yolda yürürken bir yerde dinlenirler. Bir müddet sonra adam, tüccarı zorla bir ağaca bağlayarak tüm malını alıp kaçar. Tüccar kaçan adama şöyle seslenir; 
“Ey falanca kişi. Ben, benden aldığın mallarıma asla üzülmem. Fakat korkarım ki, bir daha kimseye iyilik yapmayacağım. Çünkü sen, bendeki iyilik isteğini aldın ve kaçıyorsun.”

Britanya’lı hayali dedektif kahraman Sherlock Holmes, bir avukata şunu söyler; 
“Bir memlekette senin gibi avukatların ve benim gibi dedektiflerin işi çok olduğu sürece, o memleketin işi zordur.”

Emin olun doğru olmak, yanlış olmaktan daha zor değildir. 
Bir söz vardır; “Yalan söyleyecek kadar zeki değilsen, doğru söyleyecek kadar dürüst ol.” Yalan, zeka işidir. Herkes yalan söyleyemez. Değişkendir ve insanın başını belaya sokar. Doğru olmak, seçeneksizdir. Tektir ve asla yanıltmaz. 
Doğru olmak bu kadar kolay iken, neden insanlar zor olanı, yani yalanı tercih eder anlamış değilim.
Maalesef özellikle de biz Müslümanlar bu yanlışa çok düşünüyoruz.


Müslüman yanılmaz, yanıltmaz.
Müslüman; yaptığından emin olmalı, hayatından emin olmalı, sadakatinden, sevgisinden, sözünden emin olmalı, ticaretinden, alışverişinden, okuduğundan ve okuttuğundan emin olmalı.
Zira biz, müşriklerin bile “Muhammed-ül Emin” dedikleri sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (sav)’in ümmetiyiz. Biz, bize yakışanı yapmalıyız. Eğer biz kendimize yakışanı yapmazsak, elin gavuru bize yakıştıracak birşey bulur. 

Yunus Suresi 26. Ayet’te Allah (cc) şöyle buyurmuştur: “İyi ve güzel davranışlarda bulunanlara daha güzeli, bir de fazlası vardır. Onların yüzlerinde ne toz toprak bulaşığı olur ne de aşağılanmışlık izi. İşte bunlar cennetlik kullardır, kendileri orada sonsuza kadar kalıcıdırlar.”

İyilik, insan için sadece dünyada geçerlidir. Dünyada yaptığı iyiliğin karşılığını da ahirette alır. Mükâfatı ise sınırsız Cennet’tir. 
Allah (cc), dünyada iken iyilik ve güzel amellerde bulunanlara müjde üstüne müjde veriyor. Ayet’te de anlatıldığı üzere müjdelerin en güzeli ve mükâfatların en büyüğü ise, Allah’ın (cc) Cemâli’dir. 

Bediüzzaman Hazretleri’nin şu güzel sözünü bir hatırlayalım.
“Bu dünyada 1000 (bin) yıl  mutlu ve mesud yaşasan bile, Cennet hayatının 1 (bir) saatine denk gelmez.
Cennet’te geçireceğin 1000 (bin) yıl ise, Allah’ın (cc) Cemâlini göreceğin bir anına denk gelmez.”

Çöle düşmüş bir adam düşünün, günlerce susuz kaldığını hayal edin ve bu adamın suyu bulduğunu farzedin. İlk aldığı yudum o kadar tatlı gelir ki, tahmin bile edemezsiniz değil mi?
Ve her içtiği yudum, bir önceki yuduma nazaran daha az tat verir. Belki 50. veya 60. yudum adamı öldürebilir de. Bilemeyiz.

Fakat Cennet öyle değil, içtiğin her yudum su, tattığın her bir nimet gittikçe daha da tat verir. Tattıkça tadacağı, yedikçe yiyeceği gelir Cennet ehlinin. Orada insanın nefsi, kusur sayılacak hiçbirşey arzu etmez. Ve her arzuladığı şey elinin altında olur. Orada sonsuz kalacaklardır. Ve nihayetinde, en büyük ve en güzel mükâfat olan Rabbimizin Cemâli’ni görmek nasip olacak. 

Rabbimin bizleri de Ayet’te belirttiği o iyi kullarından eylemesi duasıyla, selametle kalın, hoşça kalın.

Sohbetimize iştirak eden başta Bekir YILDIRIM Hocamıza ve tüm misafirlerimize teşekkür ediyor, bir dahaki sohbete kadar Allah’a emanet olun diyoruz.

Sohbetlerimiz her hafta Pazartesi günü saat 21:00’de devam etmektedir. Sizi ve sevdiklerinizi bekleriz İnşaAllah.
Adres: Akçaburgaz Mah. 3050 Sk. N:8 D:15 Esenyurt 

 

 

-İKRA Derneği Esenyurt Temsilciliği-

KİTAPLAR VE BİZ, KİTAP EN BÜYÜK DOSTUM, VARMISINIZ?

VAR MISINIZ?

Bir insanın ıssız bir adaya düştüğünde, kendisini sembollerle ve işaretlerle hayatının en önemli dönüm noktasında kurtarması gibidir kitap okumak! Okumak insanlar için, hayattaki en keyifli meşakkattir. Okumak bize ilk önce kendimizi sonra fikir ve düşünceleri ve çevremiz olan dünyamızı tanımak için bir fırsattır.

Cenab-ı Hak (c.c) Müslümanlara yani bizlere Kur’an-ı Kerimde ilk önce Alak Suresi’ nin ilk beş ayetinde ‘’ OKU’’ diye emretmiştir. Bu yönüyle okumak Cenab-ı Hakk-ın çağrısına uymaktır. Okumak aynı zamanda görmektir. Öncelikle Hakk-ın çağrısını görebilmektir. Issız bir adadan kurtuluşun yollarını görebilmektir. Okumak bu hapsoluştan kurtuluşu görebilmektir. Kitabın üzerinde uçarken ufuk çizgisini görebilmektir.

Günlük hayatımızda kitap okumak, bir insanın bize iyilik yaptığı gibi, o iyiliği kendimize yapmamızdır. Yapılan iyiliği geri çevirmek, ne kadar kaba ve anlamsız bir davranış ise, kitap okumamak ta onun gibi anlamsızdır. Issız bir adaya düşen birisini kurtaran bir yol arkadaşı ne kadar değerli ise, kitap ta onun gibi değerlidir, güvenlidir. O hayatımızı bir defa değil, defalarca kurtarır.

Kitap okumak bizi kurtuluşa erdiren ve kötülükten koruyan maddi ve manevi bir değer olduğuna göre;

Hep beraber Kurtuluşa ermeye, Hakk-ı tanımaya ve Yeni ufuk çizgileri yakalamaya VARMISINIZ???

 

Elif Ceylin YARDIMCI

Manisa Kırkağaç İsmail Hakkı Gelenbevi İmam Hatip Ortaokulu

6/A Sınıfı No:615

 

 

 

KİTAP EN BÜYÜK DOSTUM

Bir kitabın içindeki milyon tane kelimeyle yeni bir dünya yaratılabilir. Yaratılan bu dünya güzel ve zengindir. Çünkü kitap en büyük hazinemizdir. Kitap okuyan insan cahil olmaz. Doğruyu yanlışı bilen, kültürlü, saygılı, ilim sahibi olan, görevlerini bilen, sorumlu, hayal gücü gelişmiş insanlardır. Kitap okumayan insanlar ise hayal kuramaz, kelime haznesi gelişmiş değildir, hep yarım yaşarlar. Ülkemizde ne yazık ki kitap okuyan insan topluluğu çok az. Diğer ülkelere oranla az kitap okuyoruz. Ve sanırım başarısızlığımızın asıl nedeni de bu. Biz ne kadar bu konuda bilinçli olsak da çevremiz olmadıkça bir ilerleme, bir başarı gösteremeyiz. Çevremizi kitap okumak konusunda uyarmalı ve bilgi vermeliyiz. Ne demiş Şemsettin Sami "İnsanlığa başlıca borcumuz: Bıkmaksızın okumak, üşenmeksizin okumaktır. “Kitap okumak kitabın içindeki duyguları yani ağlamayı, sevinci, acıyı, öfkeyi gerçekten yaşıyormuşuz gibi görmemizi sağlar. Kitap okumak insanı toplumla barıştırır kitap okuyan insan girişimci olur. Bir büyüğümün bana her zaman söylediği bir söz vardır "Kitap en iyi dostun en iyi arkadaşın olsun" umarım ki sizde bu sözden esinlenerek kitap okumayı seversiniz ve en iyi dostunuz olur.

 

Eda SARIOĞLU

8/B

Kırkağaç İsmail Hakkı Gelenbevi İmam Hatip Ortaokulu

 

 

 

KİTAPLAR VE BİZ

Bu Dünya'da bütün kitaplar bizlere birer ödüldür. Hiç düşündünüz mü kitaplar neden bu kadar çok övülür. Çünkü kitaplar ışıktır, kitaplar birer liderdir. Çünkü kitaplar birer ışık kaynağıdır. İyi bir kitap gerçek bir hazinedir.

Peygamberimiz (s.a.v) bir hadisinde şöyle buyurmaktadır; mü'min mü'minin aynasıdır. Bizlerin aynası ise kitaptır. Bir gül en fazla 3 gün solmaz ama kitaplar hiç solmayacak güllerdir. İnsanlar toprağa buğday eker. Fakat elimizde olsa her karış toprağa kitap ekerdik. Bizlerin ruhumuzda bulunan temel ilacı ise kitaptır. Kitaplar rehberimiz kitaplar olmasa biz hiç birşey öğrenemezdik. En büyük rehberimiz Kur'anı Kerim'dir. Ve bütün kitaplara bedeldir,hayatımızın ışık kaynağıdır. İnsan+kitap= ilimdir. Buradan da şunu anlıyoruz ki kitaplar olmasa gerekli bilgilere sahip olamayacağız. Lütfen kitaplarımızı hor kullanmayalım. Çünkü her bir kitap bir ağaç demektir. Bizleri ortaya çıkaran özellik ise kitaplardır. Bizlerin her zaman yanımızda bulunan dostlarımız vardır. Yani kitap bizleri her zaman eğlendiren, avutan bir arkadaş bizlere akıl öğreten bir dost olmuştur. Kitaplar zamanın büyük denizinde dikilmiş deniz fenerleridir.

Kitapları seviniz onlar yaşamımızı daha çekici bir hale sokacak bizlere dostça hizmet ederek düşüncelerin, duyguların ve olguların dolaşık ve gürültülü karmaşasında yolumuzu bulmamıza yardım edecek kendimize ve başkalarına saygı duymayı öğretecek, yüreği ve aklı, dünya ve insanlık sevgisiyle dolduracaktır.

 

 

İlknur AKIN

7/C 309

Kırkağaç İsmail Hakkı Gelenbevi İmam Hatip Ortaokulu

KİTAP AŞILAMAK, SEN YETER Kİ OKU, GELECEĞİM İÇİN OKUYORUM, DOST

 GELECEĞİM İÇİN OKUYORUM

      Neden kitap okuyoruz? Kitap okumamızdaki amaç ne? Okuyorum çünkü iyi bir hayat sürmek istiyorum. Hayallerime ulaşıp herkese başarılı olabileceğime kanıtlamak istiyorum.

      Herkes geleceği için bir şeyler yapmak ister. Ben de bunu istiyorum. Bunun için kitap okumam gerektiğini biliyorum. O yüzden çok kitap okuyor en yakın arkadaşım olan kitabı sevmeye çalışıyorum.  Kitap okumak insanlara çok şey katıyor. Onların öz güvenini geliştiriyor. İnsanlara sevmeyi öğretiyor beklide. İnsanlar arasındaki ilişkiyi güçlendirip koruyor onları. Saatlerce bıkmadan, yılmadan okuyorum kitabı. Bir dostmuş gibi anlatıyor olayları bana. Okudukça okuyasım geliyor. Sevdiriyor kendini bana.

      Kitap okumak insanın fikir dağcığını genişletiyor. Hayal kurmamızı sağlayan en büyük etkenlerden biride budur. İnsan her yaşta kitap okumayı önemsemeli. Kitap bizim iyi bir amaç için yaşayan insanlar olmamızı sağlıyor. Eğer okumasak birbirimizi anlayamayız. İnsan kitap okuyarak gelişir iyi bir gelecek için çok kitap okumalı elimizden gelenin en iyisini yapmalıyız. Mutlu bir yaşam için çok kitap okumalıyız.

 

 

 

                                                                                                                   SİNEM BERBER

                                                                                                                          8/B

                                                                         Kırkağaç İsmail Hakkı Gelenbevi İmam Hatip Ortaokulu

 

 

 

 

 

 

KİTAP AŞILAMAK

     Kitaplar, içinde binlerce cevher barındıran bir hazinedir. Çok okuyan çok bilir derledi de inanmazdım. Oysaki kitap okuyan insanlar okumayanlara göre her zaman bir adım öndedirler. Kitap bizim bir günlük dostumuz değildir. Biz onu bıraksak bile o bizi olduğu yerde bekler.

    Peki, size soruyorum siz otobüse bindiğinizde, parklarda vb. yerlerde elinde kitap ile dolaşan birisini gördünüz mü? Durun, ben cevap vereyim hayır!

Bazı ebeveynler çocuklarının kitap okumadığını sürekli yakınıp dururlar. Peki, o ebeveynlerin ellerinde, çantalarında, evlerinde kitap gördünüz mü? Hayır. Bu alışkanlığı çocuklarına kazandırmak istiyorlar fakat önce kendilerinin kazanması gerektiğini kimse bilmiyor. Ya da biliyorlar fakat gerekli olmadığını düşünüyorlar. Kitap okumanın yaşı olmaz. Büyük küçük herkesin aslında bir sorumluluğudur.

  Elimize aldığımız her kitapta farklı bir yolculuğa çıkarız. Her biri bizi farklı bilgilerle aydınlatır. Kitaplarda mücevher değerindedir. Mücevhere verdiğimiz değer, aslında kitaplara verilen değerle eşdeğerdir. Dünyayı daha güzel ve anlaşılır hale getirebilmek için insanlara kitap sevgisini aşılamak gerekir.

   Kitap okumak kendini geliştirmenin yolu olduğu gibi, eğlenmenin, güzel vakit geçirmenin de bir yoludur. Bugün gelişmiş ülkelerin de neden geliştiğini az çok anlamaktayız. Bu yüzden okumalıyız ve okumayı yaymalıyız.

 

 

                                                                                       Sevimnur ERAT

                                                                                              8/B   209               

                                                                                 Kırkağaç İsmail Hakkı Gelenbevi İmam Hatip Ortaokulu

 

 

 

 

 

SEN YETER Kİ OKU

        İnsanlar okurlarsa her şeyi başarabilirler. Çünkü başarının sırrı okumaktır. İnsanlar okurlarsa her şeyi anlarlar. Bizim hayatımızı bir parçası ise kitaplardır. İnsan okuyarak, okuduğundan bir şeyler anlayınca mutlu olur. İçinde huzur taşır. İnsanlar kelimelerini, harflerini, hecelerini, cümlelerini okuyarak kurar. Kitaplar bilgi dünyasıdır, kitap hayal dünyasını genişletmektir. İnsanlar okumazlarsa hayatta bomboş bir kutu gibi kalır. Ama insanlar okurlarsa bilgi bahçesinin baş tacı olurlar. Hayatta en zevkli şeydir kitap okumak. Kitap okumak canımıza can katar.

      Eğer biz okursak ülkemize de katkı sağlamış oluruz. Eğer biz okumaya önem verirsek kazanırız. Okumazsak şansımız elimizden gider. Kitapların bize zararı olmaz. Hep yararı olur. Örneğin konuşma açısından, başarı açısından vb. gibi yararları vardır.

       Kitaplar hayatımızdan ders çıkartmaktır. Biz yolumuzu kitaplara, okumaya ayırırsak elimizden hiç bir şey gitmez. Hayatımız hep olumlu ve pozitif bir şekilde ilerler. Bence okumak dünyanın en güzel şeyidir. Yeter ki biz isteyerek okuyalım.

 

 

 

                                                                                                                Sevde Nur DAL

                                                                                                                      7/D  39

                                              Kırkağaç İsmail Hakkı Gelenbevi İmam Hatip Ortaokulu

 

 

 

 

DOST

      Kitaplar, kitaplar ve yine kitaplar... Hayatta neden bu kadar kitaba önem veriliyor hiç düşündünüz mü? Ya da kitap okumanın önemini biliyor muyuz acaba, biliyorsak da doğru olarak biliyor muyuz? Kafamızda bu kadar soru varken hala öğrenmek için bile kitap okumuyoruz.

Kitaplar insan beynini karanlıktan aydınlığa çıkaran nesnelerdir. Kitaplar gelişmemizi sağlar. Bence kitaplar her öğün yenilen yemek gibidir. Yani daha açık olmak gerekirse yemek yemezsek acıkırız, kitap okumazsak da ona da acıkırız. Ya da en azından acıkmalıyız. Her insanın temeli okumaya dayanır. Yani kitap okumazsak okuma hızımız düşer ve önemli sınavlarda o uzun soruları okurken zaman kaybı yaşarız. Biz insanlara bazen kitap okumanın öneminden bahsederiz. Ancak acaba biz kitabın önemlerinden faydalanabiliyor muyuz sorgulamamız gerek. Örneğin Japonlar otobüste, parkta ve hatta lavaboda bile kitap okuyorlar.  Ve çok çalışkanlardır. Ancak bu demek olmuyor ki biz çalışkan değiliz demek.  Çünkü bizim ülkemizde de çok başarılı insanlar vardır. Bu kişilerin başarılarının temel etkeni ise okumaktır. Ama kuru kuruya bir okuyuş değildir onlarınki. Zevkli ve heyecanlı bir okuyuştur. Onlarınki her sayfayı ya da her kitabı açtıklarında büyük bir heyecan duymaktır gerçek okuyuş. Kitap bizim için bir mücevher ve bir hazine olmalıdır.

     Kitap okumak bizim için bir sorumluluk bilinci altında olmalı. Kitap okumanın çocuklara faydası olduğu kadar gençlere ve yaşlılara da faydası vardır. Büyük küçük herkes kitap okumayı bir ihtiyaç haline getirirse ülkemiz daha parlak yarınlara ilerler. Bunun için bilene bilmeyene kısacası herkese kitap okumanın gerekliliği hakkında bilgi vermeliyiz ki karanlıkları delip de aydınlığa, parlaklığa doğru ilerleyen bir toplum olalım.

 

 

                                                                                       Saliha AVCI

                                                                                          8/B

                                                         Kırkağaç İsmail Hakkı Gelenbevi İmam Hatip Ortaokulu

 

 

 

 

 

Kayıt Ol



Üye Girişi