Şule Yüksel ŞENLER (Yazar) | Merhaba News

Şule Yüksel ŞENLER (Yazar)

Şule Yüksel  Şenleri bütün Türkiye tanıyor; ama örnek olması açısından şimdi nasıl anlatabilirsiniz kendinizi?

O günkü Şule Yüksel’e ben de hayranım. Ama tabii ki Allah (c.c) için hayranım, nefsim için konuşmuyorum. Ben onu bugün sanki uzaktan seyreden ve sanki defalarca dinlemiş, görmüş bir kişi gibi konuşuyorum. Dolayısıyla o Şule Yüksel için hakikaten ne yazılsa azdır. Bunu bir enâniyet olarak kabul etmeyin. Dediğim gibi şahsım için konuşmuyorum. Arkamdan Ayşelerin, Zehraların … hep daha yoğun olarak ortaya çıkmalarını arzu ettim. “Sizler de çıkın anlatın, konuşun. Bu mahrumiyet devri.” dedim. Yazılarımda ve konferanslarımda böyle feryat ettim.

Peki şimdiki Şule Yüksel’i nasıl değerlendiriyorsunuz.

Şimdiki Şule Yüksel’i çok zavallı ve acınacak durumda buluyorum.

Yapmayın olur mu? O Şule Yüksel getirdi sizi buralara.

O öyle ama tabii ki yaşlılığı veren Rabbim. Her yaşın kendine göre yaşanacak durumu vardır. Ama benim hep “doksan yaşına gelsem de elime asamı alır, evlatlarıma karşı hem sözlü hem de yazılı olarak emr-i bil ma’ruf görevini yerine getiririm” şeklinde bir idealim vardı. Bugün bunu kendimde göremeyince… çeşitli hastalıklar ve yıkımlarla bir enkaz gibi bugün Şule Yüksel ama yine de dipdiriyim, aşkım var, cehdim var. Hâlâ çok istiyorum ve sizin her birinizde kendimi görüyorum.

Örneğimizsiniz.

Allah(c.c) razı olsun ama her biriniz bir Şule gibisiniz. İhlâslısınız, mücadelecisiniz. Hepiniz tebrike şa’yansınız. Her biriniz birer Şule Yüksel’siniz.

Türkiye’de başörtülü bir kadın olmak nasıl bir şey?

Türkiye’de başörtülü kadın olmak aslında olması en çok icâb eden bir şey. Çünkü Türkiye’nin kadını zaten olması icâb eden hal içinde olma mücadelesi veriyor daima. Çünkü  onu olması icâb ettiği şekilden çıkarıp bugün medeniyet ve batılılaşmak adına, modernize etmek uğruna maalesef hanımlarımız kendi benliklerini dahi unutur hale geldiler. Ve hatta yeni yetişen genç kızlarımız tesettürlü olanların bazılarından bahsediyorum, çok içim yanarak söylüyorum ki tesettürlü diyemeyecek kadar kötü durumdalar. Çünkü giyinik olduğu halde çıplaklar diyebileğimiz durumdalar. Biliyorsunuz türlü türlü kıyafetler, yırtmaçlar, pantolonlar … Artık çarşafı geçtik pardesü bir yana, bir pantolon bir bluz. Onlar da daracık … Tabii ki  yaralıyor insanları, hele ki Şule ablanızı … Bu kadar şuurları gelişmişken, bunları görmek diğerlerine bir leke oluyor. Gerçekten tesettürlü hanımlarımıza bir leke oluyor .Diğerlerini göstererek “İşte! Türbanlılar böyle.” şeklinde sözler ama bunun yanı sıra hakikaten şuurlu ve tesettürü üzerinde bir şeref olarak taşıyan, onun manasını hakkıyla içine sindirmiş, genç kız ve hanımlarımızın bugünkü durumlarıyla da iftihar ediyorum ve istisnaları bir kenara koyarak konuşuyorum.

Okumuş bayanların sizce dinle alâkası nasıl?

Bunu da kategorilere ayırmak icâb eder. Onların içinde okumuş, şuurlu ve tam istenilen fikirlerde olanlar var. Fakat bir diğer sınıf olan okumuşlardan bahsedersek, onlar sanki meslek için okumuş. Bilmiyorum, bugün üniversitelilerde olsun, okumuş kişilerin içinden olsun, buralardaki tesettürün içi boşaltılmış olarak görenler var …

Türkiye’nin son 50 yılında sizce kayda değer neler oldu? Bunlardan Müslümanlar nasıl etkilendi?

Ben bu elli yılın son on senesini değerlendirmek istiyorum. Müslümanlar on sene evvel bir “oh” çektiler. Yani “Oh…” diyebilecek bir devre girdiler ve bugün Elhamdülillah memleketin sadece maddi gelişimi değil manevi yönden de bir çok şeyin yaşandığı bir devre imza atıyoruz. Bu bakımdan elli yıldan değil de, bu yeni girilen on yıllık devreden bahsetmek istiyorum. İslami anlamda hem çok büyük kayıplar oldu, hem de  çok büyük kazanımlar elde edildi. Kaybettiğimizi sandığımız bir çok şeyi geri kazandık. Onun için Müslümanlar her zaman başları dik durumdalar. Ama tabii ki çok büyük çileler çekildi. Fakat daha bu başlangıç. Seksen yıllık yıkımın on yılda inşası çok zordur. Onun için hangi zamanda olursak olalım Müslüman güzel şeyler olurmuşçasına çalışmalı.

Okuma yazma konusunda Türk toplumunu nasıl buluyorsunuz?

Maalesef çok zayıf ama zannediyorum artık günden güne bu arzu, bu şevk gelişiyor. Halkımızda böyle bir ihtiyaç var. Onun için ben ümitliyim. Kolay değil ama Allah (c.c) dilerse neler olmaz, bize de ihlaslı ve azimle çalışmak düşer.

Okuma-yazma konusunda bir gününüz nasıl geçiyor?

Okuyan insan günden güne geliştiğini hissediyor ve buna ruhumuzun ve fikrimizin de ihtiyacı var. Bunları edinmiş insanlara da cemiyetin ihtiyacı var.

Özellikle ev hanımı olan kardeşlerimiz onca rutin işlerin arasında kitap okumayla nasıl başa çıkabilirler?

Geçenlerde yeni evlenmiş bir kızımızla konuştum. Namaz kılamadığını, vakit bulamadığını söyledi. Gücendim, bir daha seninle konuşmayacağım dedim. Ahirette seni yanarken görmek istemiyorum, dayanamam dedim. Bir parmağın yandığında feryat figan eden sen nasıl dayanırsın? Zaten o namazı ateşler içinde kılacaksın orada dedim. Kimse bunun için mazeret gösteremez. Toplumumuzda kadın olsun erkek olsun, insanların namaza karşı çok gevşediklerini müşahede ediyorum. Mesela tesbih çekmeden kalkılıyor, oruç mideyle tutuluyor.

Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Düşünün bir Müslüman oruç tutuyor ama oruçlu değil, namaz kılıyor ama Allah (c.c) katında makbul değil.” Bugün böyle durumlar çok artmış ve amellerimize aksetmiş durumda. Kendiniz nasılsanız öyle idare olunursunuz. Allah (c.c) muhafaza bu nimetleri de kaybedebiliriz. Biz gevşedikçe, bugün iyiye giden şeyler de tepetakla olabilir. Yeniden layık olduğumuz idarelere döneriz. Bunun için benim nacizane tavsiyem; böyle bir hak dinin mensupları olarak, en şerefli insanlar olarak, dinimizin kıymetini, Müslüman olmanın kıymetini bilmek, henüz vakti geçmeden, bize düşen görevi yerine getirmek lazım. Bize yakışan bu.

Türk Halkı okuma konusunda diğer milletlerden neden bu kadar farklı?

Çok güzel bir sual. Belki bu millet kadar ihmal edilmiş bir millet az bulunur. Bu, ihmal edilmekten ileri gelen bir illet, milletimizin ruh ve ahlâk bünyesi üzerinde hiçbir el müsbet bir şekilde doğru dürüst işlememiş ki. Ne gereği gibi yayın yapılmış, ne gereği kadar tebliğ yapılmış. Mesela en güzel örnek acizane yine kendimden vereceğim. O güne kadar tesettür diye bir mevzudan haberi yok milletin. Ve sadece tesettür değil bütün İslami meseleleri dile getiriyordum. Milletimiz o kadar bilgisiz, o kadar aç bırakılmış ki, akın akın koşuyorlar. Ben şunu müşahede ettim; milletimiz almasını bilen bir millet. Yeter ki bizler vermesini bilelim. Öyle bir çalışılması lazım ki, o kadar geniş organizasyonlar olması lazım ki ... Biz nelerle meşgul oluyoruz. Bir kere on sene önceki durumumuzu düşünelim. Müslümanların yapıcı hareketlerinde daima önleri kesildi. Belki o önler kesilmeseydi daha mesafeler alınacak ve bu oran mutlaka düşecekti.

Bize başka ne tavsiye edebilirsiniz?

İhlasla Allah(c.c) yolunda çalışmaya devam. İhlasla Allah (c.c) yolunda çalışmaya devam. İhlasla Allah (c.c) yolunda çalışmaya devam.

Peki İKRA Derneği okuyucularına neler tavsiye edersiniz?

Şu hareketin son derece kıymetini bilmelerini tavsiye ederim. Çünkü çok geç kalmış, çok ihmal edilmiş bir mahrumiyete el attınız çok şükür. Bu yüzden, sizinle işbirliği yapan sizden istifade edenler hakikaten çok şanslı kimseler. Onlara gayretlerini arttırmalarını tavsiye ediyorum. Okumalarını bir aşk, bir sevda gibi kabul etmelerini, benimsemelerini istiyorum. Bende çocukluğumdan beri bir aşk, bir sevdaydı okuma. Bunu yapan kişiler çok güzel işlere imza atıyorlar.

Annelere neler tavsiye edersiniz? Çocuklarına bu aşkı, bu sevdayı nasıl aşılayabilirler?

Anneler her işlerinde mükemmeller ama çocuklarına o özeni, itinayı göstermiyorlar. İstisnalar hariç konuşuyorum. Genç kız yetiştiriyor ama başı açık. Halbuki bunun o kadar güzel yolları var ki ... Zorla, sertlikle olacak bir şey değil bu, ama bunu küçük yaşlardan başlayıp alıştırarak, sevdirerek, güzel şeylerle aşılamalılar. Anne bir terbiyecidir, bir öğretmendir. Çocuk onun elinde şekillenir onun için anneler kendi kıymetlerini çok iyi bilmeliler. O çocukların vebalini de yüklenmemeliler.

Çocuklarımızdan şikayet edeceğimize dönüp kendimize bakalım. O çocukları nasıl yetiştiriyoruz? Gerektiği gibi üzerlerinde durabiliyor muyuz? Sadece eğitim deyip de okula göndermek, okuldan dönüşte de “benim çocuğumun da bilgisayarı olsun, benim çocuğumda bunu kullansın” gibi ifadeler. Hemen hemen durumu normal olan ailelerde bile her istediğinin yerine getirilmesi. Ama şuurlu bir Müslüman evlad, şuurlu bir Müslüman genç yetiştirmenin şuurunu edinmemiş oluyor. Kendisi fevkalade yaşıyor. O kadar çok tanıdığım var ki, maalesef yanlış yaptığımız hareketler, ahirette onların ebediyyen yanmalarına neden olabilir. Çocuklarımıza diyeceğimiz hiçbir şeyim yok, onlar hakikaten zavallı, harcanılmış bir nesil oluyor.

 

RÖPORTAJ: Şule ÇELİK

Kayıt Ol



Üye Girişi