Hekimoğlu İsmail (Astsubay, yazar, gazeteci, köşe yazarı. Asıl adı Ömer Okçu.) | Merhaba News

Hekimoğlu İsmail (Astsubay, yazar, gazeteci, köşe yazarı. Asıl adı Ömer Okçu.)

Hocam bize kısaca kendinizden bahseder misiniz?

1932 de Erzincan’da doğdum, annem babam okuma yazma bilmezdi. Kendi kendime Osmanlıca öğrendim, İngilizce öğrendim sonra askeri okula girdim. 1952’de Elektronikçi oldum. Devlet beni Amerika’ya gönderdi. Füzeci olduğum için devlet beni her sene Amerika’ya gönderirdi. Ben şöyle düşündüm “Müslümanlar hangi noktalarda kötü duruma düşüyor? Bilhassa ayet ve hadisleri anlamakta.” Ve o noktalarda çalıştım. Mesela okullar tabiatçılığı anlattı, ben “İlimler ve Yorumlar”ı yazarak tabiatı Allah’ın yarattığını anlattım. Tabiat yaratılmıştır, yaratan değildir. Bunu anlattım. Müslümanların karşılaştığı olayları yazarak Müslümanların madden kalkınması gerektiğini anlattım. Yani madden kalkınmayan Müslümanlar, fazla da bir şey yapamıyor. Onu anlattım. İşte her kitabım bir gayeye aittir. Yüz soruda Bediüzzüman’ı anlattım mesela. İşte her kitap bu şekilde başlı başına bir gaye için yazılmıştır. Bu şekilde çalışmalara devam ediyoruz.

Hocam Bediüzzaman Said Nursi ile olan görüşmenizi bize anlatabilir misiniz?

1956’da “Tarihçeyi Hayat”ı Bediüzzaman’a götürdüm, postacılık yaptım. O zaman Said Nursi’ye (ra) dedim ki: “Ben Kur’ân okumasını bilmiyorum, ne yapayım? O da buyurdu ki: “Günahı terk, sünneti seniyyeye ittiba, namazı erkânıyla kılmak, sonundaki tesbihatı çekmek. Bunları yap dedi.” Ben de bu emri yerine getirebilmek için Ömer Nasuhi Bilmen’in Büyük İslam İlmihali’ni aldım. Onu hayatım boyunca okudum, uyguladım. Onun bu tavsiyelerini yerine getirdiğim için çok mutlu ve huzurluyum. Allah O’ndan razı olsun.

Hocam 1953 yılından itibaren sigaraya vereceğiniz parayı kitaba verdiğinizi söylemiştiniz. Sizce kitap okumak neden önemli?

Medeniyetlerin esası kitaptır. En iyi arkadaş, en iyi dost kitaptır. Yani kitap okumayan insanın beyni bomboştur. Sonra ben okumamaktan çok korkuyorum; çünkü koyunlar okumaz. Yani okumayınca koyun olacağımı zannediyorum. O bakımdan ben devamlı okurum. İşte bu kütüphanenin kitaplarını kendi paramla aldım. Okudum ve onları Timaş’a bağışladım. Evimde kütüphanem var, köyde kütüphanem var, her yerde kütüphanem var. Büyük bir kütüphanemi de Yeni Asya Gazetesi’ne bağışladım. Müslüman kitapla haşir neşir olmalı. Küçük de olsa kendi evine bir kütüphane kurmalı ve sürekli okumalı.

Sizce insanlar neden kitap okumalı?

Beyin ilim ister, kalp iman ister. Eğer insan okumazsa beyni aç kalır, sıkıntı başlar. “Of ne yapsam, sıkıldım” diye eğlencelere gider, daha kötü daha berbat olur. Onun için okuma mecburiyeti var. Dinin ihtiyacı. Zaten okumayanlar erken bunar. Çabukça aptallaşırlar. Okumak şart; okuyacağız ki beynimiz çalışsın. Çalışmazsa, çalışmayan demirin paslandığı gibi beynimiz de paslanır ve işlevini kaybeder. İşlevini kaybeden bir insan beyninin koyundan ne farkı olur, söyler misiniz?

Hocam kitap okurken en iyi verimi nasıl elde edersiniz?

Şimdi burada önemli olan nokta şudur;  Yemek yiyoruz beslendiğimizi anlamıyoruz, ama biz bilmeden besleniyoruz. Kitap da öyledir; okuruz yani ilmen, manen beslendiğimizi anlamayız, ama besleniriz. Kültür, insanın öğrenip de unuttuğu şeylere denir. İnsanın unuttuklarına kültür denir. Biz kitap okumayı bırakmayalım, istemesek de verim elde ederiz.

Hocam bizim ülkemizdeki Müslümanların en büyük sorunu sigara içmek. Müslüman neden sigara içmemeli?

Sigara haramdır. Ben sigara hiç içmedim ve içmemde. Evime sigara almam, sigara hediye etmem. Belki on defa Amerika’ya gidip geldim. Birçok kişi benden oranın sigarasını istedi, ben oradan bir paket sigara getirmedim. Yani sigaraya tamamen karşıyım.

Hocam, Minyeli Abdullah kitabınızı yazdığınız dönemle şu anki dönemi kıyasladığınızda Türkiye’de ne gibi değişmeler oldu?

1944’te Türkçülerin lideri Nihat Atsız hapisde, komünistlerin lideri Nazım Hikmet hapisde, İslam alimi Bediuzzaman hapisde. O zamanlar risaleleri okumak büyük bir suçtu. Hemen atarlardı içeriye. “Eee dedik, böyle ne oluyor ya’” Komünistler yayınladıkları dergilerle dertlerini anlatıyorlardı. Dindarların böyle bir durumu yoktu. Mesela Nazım Hikmet’in şiirleri, yazıları, kitapları; Şevket Süreyya Aydemir’in kitapları falan. Mesela emekli bir öğretmen “Bizim Köy” adlı bir kitap yazmıştı. Sefalet Kitabı. Zaten komünistlerin bütün yayınları sefaleti işliyordu. Türkiye battı, gitti falan gibi. Dedik ki, dindarların çektiği çileleri anlatan kitap yok. Ben de Minyeli Abdullah’ı yazdım. Dindarların çektikleri çileleri anlatayım istedim. Minyeli Abdullah’da anlatılanlar, o dönemde Müslümanların çektiği çilelerdi.

Bu zamanda da böyle sıkıntılar var mı?

Bu zamanın da kendine göre çileleri var. Nedir bunlar? Açık saçık kadınlar, meyhaneler, kumarhaneler. Bunlar hep gençleri kendine çekiyor. O gencin onlara gitmemesi büyük bir cihad. Yani bugün 20 yaşındaki bir gencin içki içmemesi keramettir. Kız arkadaş edinmemesi keramettir. Kumar oynamaması keramettir. Hem de faydalı keramettir bunlar. Yani bu devrin mücadelesi de o.

Hocam peki günümüz gençliğine neler tavsiye edersiniz?

İçkiden, kumardan, fuhuştan uzak kalsınlar. Ya zanaat öğrensinler ya da lisan öğrensinler. Osmanlıcayı öğrensinler. Bediüzzaman Said Nursi’nin risalelerini okusunlar.

Bize öğrencilik yıllarınız da unutmadığınız bir anınızı anlatır mısınız?

Mesela ben öğrenci evinde kalıyordum gençlik yıllarında. Bir keresinde hela tıkanmıştı. Hela taşmıştı ve her taraf pisti. Hemen üstümü çıkardım. Elimi soktum her helayı kontrol ettim. Bir helada bez atmışlar hemen onu tuttum çıkardım. Yani gençlerden biri, iç çamaşırı kirlenince onu helaya atmış. Bu sık sık olurdu. Ben de onu elimle çıkardım, hela açıldı. Bir de süpürdüm temizledim oldu işte. Şimdi böyle yapmayıp da küfür müfür edilse, kim attı bunu, diye dolaşılsa, huzur bozulurdu. Arkadaşlar adam çağıralım dedi. Adam geldi, kanal açacağım, dedi. O kanalı açmak günler sürer, dünyanın parası gidecek. Ama benim tecrübem var; birisi bir çamaşır attı tıkadı ve  çektim açtım. Mesela bir başka zaman evde kalan bir arkadaş, ben ayrılacağım dedi. “Niye ayrılıyorsun, ne var kardeşim?” dedim. Ya işte falan arkadaş burnuyla oynuyor, ben iğreniyorum ondan, dedi. Ben de o gün sohbette isim vermeden onun yanlış olduğunu söyledim. Arkadaş bir daha yapmadı. Kimse de evden gitmedi. Herkes onu bunu bahane edip evlerden ayrılırsa, o zaman ne olur? O evler boş kalır. Halbuki, İslamiyet Erkam (r.anh)’ın evinde başladı. Evler çok önemlidir. Bugünkü evler Erkam(r.anh)’ın evinden geliyor. İlk defa Peygamberimizin toplanıp konuştuğu yer orasıdır. En büyük sevap da en büyük günah da evlerde işlenir. Bugün evlerde kumar oynanıyor, bazı evlerde zina yapılıyor, bazı evlerde uyuşturucu kullanılıyor. Allah orda hizmet edenlerden razı olsun, Allah yardımcıları olsun.

Hocam önümüzdeki haftalar Kutlu Doğum Haftası. Çeşit çeşit programlar yapılacaktır. Bununla ilgili neler söylemek istersiniz?

Kutlu Doğum, yani mevlit Peygamberimiz’in (sav) doğumu. Kutlu Doğum’da ilk yapılacak iş hemen bir siyer kitabı almak, onu okumak ve o siyer kitabında anlatılan Peygamberimiz’in (sav) hayatına uygun yaşamaya başlamaktır. İkincisi, mesela bir insan dese ki “Ben iyi bir Müslüman olacağım, ne yapayım?” Yapacağı iş budur. Bu kandilde veya Kutlu Doğum’a yapılacak iş ilmihali alıp okuyup, uygulamaktır. O zaman Kutlu Doğum’u kutlamış olur. İslamiyeti yaşamayanın kutlaması bir işe yaramaz.

 

Röportaj: Feyyaz KALKAN

Kayıt Ol



Üye Girişi