NOEL VE MİLADİ YILBAŞI « Yazarlarımızın Yazıları
NOEL VE MİLADİ YILBAŞI

NOEL VE MİLADİ YILBAŞI

29 Aralık 2018
183

Putperest inanç ve efsanelerine dayanmakta olan Noel, Hıristiyanlığa sonradan giren, günümüzde bir Hıristiyan bayramı şeklinde kutlanmakla birlikte bu bayrama has unsurlar Batı kültürünün yayılması ile Hıristiyan olmayan ülkelerde de birer tüketim ve eğlence fırsatı olarak benimsenmiştir. Ayrıca Katolik Hıristiyan geleneğinde şekillenen takvim anlayışının bir parçası olan yılbaşı uygulaması da esasen pagan Roma kökenli yeni yıl anlayışının devamı olup aşırı tüketime yönelten bir eğlenceye dönüştüğü için bugün pek çok Hıristiyan tarafından eleştirilmektedir1.
Yılbaşı kutlamaları denilince eski yılın sona erip yeni yıla geçildiği 31 Aralık/1 Ocak gecesi yapılan eğlence ve faaliyetler anlaşılır. Ancak yılbaşı eğlenceleri, ilk bakışta yeni yıla girişin kutlamaları gibi gözükmekle birlikte bunun Hıristiyan batının Noel bayramıyla da yakın ilgisi bulunmaktadır. Dinimizde ise; Noel ve yılbaşı kutlamalarının yeri yoktur. Miladi yılbaşının biz Müslümanlar için, resmî ve milletlerarası bir takvim başlangıcı olmasının dışında hiçbir kıymet ve değeri yoktur. 
Toplumumuzda ve diğer Müslüman toplumlarda “yılbaşı kutlaması” adı altında düzenlenen eğlence toplantıları hiçbir kültürel ve geleneksel temele sahip değildir. Bu tür eğlence ve kutlamalarda aklı ve sağlığı tehdit eden içki içmeyi, aile bütçesini sarsan kumarı ve israf boyutundaki harcamaları milli ve dini değerlerimizle bağdaştırmak asla mümkün değildir. Ayrıca milli ve manevi değerlerimize ters bu tür eğlence ve adetler, kültürel tahribata yol açmakta, bizleri millî kimliğimizden uzaklaştırmaktadır. Bu bakımdan Hıristiyan olmayan ülkelerde yılbaşı kutlamaları, Batı’nın körü körüne taklit edilmesinin veya Hıristiyan Batı’nın kültür ihracının bir sonucu olarak değerlendirilebilir. Ülkemizde öteden beri yılbaşı kutlamalarıyla ilgili olarak yapılan tenkitler ve gösterilen hassasiyet de buradan kaynaklanmaktadır. Hiç şüphe yok ki, milletler, millî örf ve adetleriyle tanınırlar ve onlarla yaşarlar. Millî örf ve adetleriyle tarih sinesindeki şerefli mevkilerini korurlar. Çünkü millî örf ve adetler, bir milletin millî kültürünün ve dinî inancının aynasıdır. Sağlam millî örf ve adetlere sahip milletler, dini bağları kuvvetli ve milli kültürü yüksek olan milletlerdir.
İslâm dininin inanç, ahlâk, ibadet ve muamelât alanında getirdiği hükümler, öngördüğü kural ve tavsiyeler Müslümanlarca öteden beri bir bütün olarak kabul edilmekte, günlük ve sosyal hayatla ilgili şekil ve muhteva bile çoğu defa bu bütünün bir parçası olarak mütalaa edilmektedir. Öte yandan Kerim Kitabımızın âyet-i kerimelerinin ve Risâlet’i boyunca Hz. Peygamberimiz (sav)’in sıkça üzerinde durduğu konulardan birisi de, Müslümanların fert ve toplum olarak belli bir kimlik kazanmaları, kendi şahsiyetlerini korumaları ve kendilerine güven duymaları olmuştur.
“Resmî yılbaşı her geldiğinde gecesinin kutlanmasının veya o geceye mahsus faaliyet ve eğlencelerden bir kısmına katılmanın İslâm'daki yeri (hükmü) tartışılır. Din hizmetlileri ve muhafazakâr Müslümanlar “bu geceye mahsus bir faaliyete katılmanın caiz olmadığını” söyler, Müslümanların böyle bir yılbaşı gecesi yokmuş gibi davranmalarını, normal hayatlarına devam etmelerini ister, bunu tavsiye ederler. Bir kısım modernist İslâm yorumcuları ile amelsiz veya İslâm'ın gerektirdiği hayat konusunda duyarsız Müslümanlar ise “dünyanın kutladığı ve eğlendiği bu geceye katılmakta ve eğlenmekte bir sakınca bulunmadığını” söylerler. Son zamanlarda, bir konunun İslâm'daki yeri sorulurken, araştırılırken mutlaka bir ayet veya hadis de aranıyor. Böyle bir yaklaşımın bilgi eksikliğinden kaynaklandığı kesindir. Çünkü İslâmî hüküm ve değerlendirmenin kaynağı vahiy (ayet ve hadisler) olmakla beraber, bunların sınırlı olduğu, bir mesele hakkında ayet ve hadis yok ise (doğrudan, adını ve niteliklerini belirterek meseleyi hükme bağlayan bir nas yoksa) içtihada gidilir. Bu konuda uzman (âlim) olanların bildiği usule uygun olarak yapılan içtihat ile ulaşılan sonuç da (hüküm ve değerlendirme de) dine dâhildir, İslâmî’dir, içtihat eden âlimi ve bilgileri yetersiz olduğu için âlimden sorma durumunda olan diğer Müslümanları bağlar. Hz. Peygamber (sav) zamanında yılbaşı kutlamaları bulunmadığı için, doğrudan bu konuyu hükme bağlayan bir ayetin veya hadisin bulunmaması tabiidir. Ama bizim dünyamızda önümüze çıkan bu konunun -çeşitli içtihat yöntemleriyle- İslâm’daki yerini belirleyebilmek, hükmünü (haram, mekruh, mubah olup olmadığını) ortaya koyabilmek için yararlanabileceğimiz birçok ayet, hadis, kural ve ilke vardır. 
Meselemizin hükmünü araştırmadan önce ne olduğunu açıklamak gerekir. Yılbaşı, tarih başlangıcı olarak Müslümanlara ait değildir, Hıristiyanlara aittir. Aslında kış gün dönümünü kutlama âdeti çeşitli Asya ve Avrupa putperest (pagan) topluluklarında vardı. Tarihî kayıtlara uygun olmadığı halde Hz. İsa'nın doğduğu gün kilise tarafından 25 Aralık'a çekildi, eskiden beri yapılmakta olan kutlamaların Hıristiyanlığa dâhil edilmesi hedeflendi. Ancak zaman içinde bu kutlamaya katılan diğer kiliseler aynı tarihte birleşmedi, farklı tarihleri benimsediler. Yılbaşında yapılan Noel Yortusuna (Hıristiyanlığa mahsusu bir ayine) adı karıştırılan Noel Baba (Aziz Nichola, Santa Claus) aslında; yani tarihî bir şahıs olarak bir Hıristiyan azizi (ermişi, velisi)’dir. Zaman içinde bu azizin tarihi kimliği değiştirilmiş, kendisiyle ilgili birçok efsane uydurulmuş ve ilk defa 17. asırda Almanya'da Noel Yortusuna karıştırılmış, daha sonra bu uygulama Hıristiyan dünyasına yayılmıştır. Müslümanlar tarih başlangıcı olarak hicreti kullanırlar. Türkiye Cumhuriyeti Devleti Hıristiyanlara ait bulunan bu tarih başlangıcını resmen benimsediği için bu yılbaşı, aynı zamanda Türkiye'nin resmî Yılbaşıdır, millî ve dinî yılbaşı değildir. 
Bu kısa tarih bilgisinden çıkan sonuç şudur: 
a) 1 Ocak 2018 yıl önce Müslümanların veya Türklerin tarihinde, tarih başlangıcı olacak bir olay geçmemiştir. 
b) Hz. İsa (a.s)'ın doğum tarihine uygun olmamakla beraber onun doğumu bu tarihin başlangıcı olarak kabul edilmiş; bundan öncesi ve sonrası için “milattan (İsa a.s.'ın doğumundan) önce, sonra” denilmiştir. 
c) Hz. İsa (a.s) biz Müslümanlara göre aziz bir Peygamberdir, ancak Hıristiyanlar onu Peygamberlikten çıkarmış, tanrılaştırmışlardır. 
d) Noel Baba aslında bizce de saygıya değer bir mümindir (Hz. İsa (a.s)'ın tebliğ ettiği dine inanmış ve o din içinde yetişmiş velidir), ancak dün Hıristiyanların, bugün dinli dinsiz Batı'nın Noel Babası, nitelikleri bakımından bu aziz, bu veli, bu mümin değildir. Onun adının karıştırıldığı yortu da bir Hıristiyan ibadetidir. 
Müslümanlar bu yılbaşını takvim başlangıcı yaparlarsa, yılbaşı gecesinde yapılan ayin veya eğlencelere iştirak ederlerse ne olur? 
Yılbaşı dolayısıyla yapılan dinî ayine katılan (Hıristiyanlarla beraber bu toplu ibadeti yapan) Müslümanlar en azından haram (büyük günah) işlemiş olurlar. Bu hükmün akla ve vahye dayalı delillerini zikretmeye bile gerek yoktur. Dinî ayine katılmadan yılbaşı dolayısıyla toplantı ve eğlence yapan Müslümanlar, bu eğlencelerde ayrıca hiçbir haram işlemeseler dahi, kökeni dinî (İslâm'dan başka ve ona göre bugün muteber olmayan bir dine dayalı) olan bir faaliyete katıldıkları ve başka dinden olanlara -dinle ilgili bir konuda- benzer hale geldikleri için günah işlemiş olurlar. “Bir din ve kültür topluluğuna kendini benzetenler onlardan sayılır”2 mealindeki hadis bu davranışı yasaklamaktadır. Yılbaşı, takvim, tarih, tatil, eğlence, şenlik ve bunlarla ilgili âdetler bir milletin kültürüdür. Kültür, din ve ideolojinin bedenlenmesi, ete kemiğe bürünmesidir. Bu ikisini birbirinden ayırmak mümkün değildir. Eğer birileri din ile kültürü birbirinden ayırmaya, aralarındaki bağı koparmaya kalkışırsa -zor olmakla beraber bunu yapabilirse- kültür ile beraber dini de değiştirme yoluna girmiş olur. Bedenini parça parça kaybeden din gider (milletin hayatından çıkar) onun yerine yeni kültürün dini veya dinsizliği gelir. Kültür ile din arasında böyle bir bağ bulunduğuna göre; kültürün değişmesi dini yakından ilgilendirir. İslâm'ın beş temel amacından biri dini (Müslümanların hayatında İslâm'ı) korumaktır. İslâm'ın korunmasını olumsuz etkileyen bir davranış, bir kültür değişimi, bir kültür taklidi haramdır, bazen bununla da kalmaz dinden çıkma sonucunu doğurur. 
Sevgili Peygamberimiz (sav) Medine'ye hicret edince, burada öteden beri iki bayramın bulunduğunu ve bu bayramlarda kutlama yapıldığını öğrendi. Bayramlar, dinin etkilenmesi bakımından önemli kültür unsurları olduğu için bunları değiştirdi ve yerlerine Ramazan ile Kurban bayramlarını tebliğ etti. Daha pek çok hadiste, başka dinlerle ilişkisi veya sembolik değeri/fonksiyonu bulunan âdet ve uygulamaları Müslümanlara yasakladı.”3  
Yüce Rabbimizden, bize zamanı iyi plânlama ve iyi değerlendirme bilincini bahşetmesini ve yılların iyi bir muhasebesini yapmamızı, başta ülkemiz, gönül coğrafyamız ve İslâm âlemi olmak üzere tüm insanlığa barış, huzur ve mutluluk getirmesi niyazımızdır.  
Al-i Şan Peygamberimiz (sav)’in iki hadis-i şerifleriyle derlediğimiz yazımızı sonlandıralım: “İki nimet vardır ki, insanların çoğu onları değerlendirme hususunda aldanmıştır: Sağlık ve boş zaman.”4 , “Beş şey gelmeden önce beş şeyin değerini iyi bil; ölümden önce hayatın, meşguliyetten önce boş zamanın, yokluktan önce varlığın, ihtiyarlıktan önce gençliğin ve hastalıktan önce sağlığın.”5 28.12.18

 

 

 

 

KAYNAKÇA
1-Türkiye Diyanet Vakfı, İslam Ansiklopedisi. 
2-Ebu Davud, libas 4. 
3-http://www.hayrettinkaraman.net/yazi/hayat/0277.htm.
4-Buhârî, Rikâk, 1.
5-Hakim, el-Müstedrek, IV, 341.