VAKIF HAKKINDA BİRKAÇ HATIRLATMA « Yazarlarımızın Yazıları
VAKIF HAKKINDA BİRKAÇ HATIRLATMA

VAKIF HAKKINDA BİRKAÇ HATIRLATMA

Yazar: Dr.Ahmet Efe
06 Ocak 2020
328

VAKIF HAKKINDA BİRKAÇ HATIRLATMA

1. Vakıf Nedir? Her Müslüman ölümünden sonra da amel defterinin kapanmamasını, sevap yazılmaya devam etmesini ister. Bunun yollarından biri de geride, Efendimiz’in (sav) “sadaka-i câriye” dediği akıp duran bir sadaka bırakmaktır. Hz. Ömer’in Hayber’de çok verimli bir arazisi vardı. “Onu Allah (cc) yolunda vermek istediğini” Rasulullah’a (sav) açtı. Efendimiz de “aslı satılmamak, miras olmamak ve hibe edilmemek şartı ile gelirini tasadduk etmesini” tavsiye etti. Efendimiz (sav) o zaman “vakıf” lafzını telaffuz etmemişti, ama zaman içinde bu tasadduk işleminin adı “vakıf” olarak kullanıla geldi.

2. Kuruluşu: Vakıf kurmak isteyen kişi önce “akar” denilen bir gelir kaynağı gösterir. Bu bir tarla, bir dükkan, bir daire, yani zamanla bitip tükenmeyecek bir gelir kaynağı olmalıdır. Sonra bu gelirin harcanacağı bir cihet gösterir. Bu da bir eğitim kurumu, bir hastane, bir cami, bir mahallenin fakirleri olabilir. Sonra vakfı yapan kişi, vakfın gelir kaynağı ve harcanacağı cihetle ilgili tüm şartları, mütevelli heyetini, hak ve görevlerini ayrıntılı şekilde bir deftere kaydeder. Buna “vakfiye” denir. Sonra gidip bunları adlî makamlara veya ilgili yerlere tescil ettirir. Böylece vakıf kurulmuş olur. Bundan sonra vakfın tüm tasarrufları devletin kontrolündedir. Vakfeden ve tayin ettiği mütevelli ölse bile devlet-ebed-müddet olduğu için vakfın hizmeti kesintisiz devam eder. Sadaka-i câriye denilişi de bundandır. İnsanlar, devletin vakıfları himaye edeceğine güvenirse vakıflar eskiden olduğu gibi devam eder. Vakıf emlakinin ve gelirlerinin çar-çur edilmemesi, alınıp-satılmaması ve şartların değiştirilmemesi için âlimler “vâkıfın şartı Şâri’in (Allah ve Rasülünün) şartı gibidir” demişlerdir.   

3. Vakıfların Hizmet Alanları: Vakıfların hizmet verdiği alanlar pek çoktur. Bazılarını şöyle sıralayabiliriz:

  • Camiler, mescitler, namazgahlar.
  • Medreseler, mektepler, kütüphaneler, dergahlar.
  • Çeşmeler, sebiller, sarnıçlar, kuyular, yolların tamir ve tesviyesi
  • Kervansaraylar, hastahaneler, kabirler.
  • Mekke-Medine fakirlerine, hac yolunda parasını kaybeden hacılara yardım edilmesi, hacılara su ve şerbet dağıtılması.
  • Camilerde va’z edilmesi, tefsir hadis fıkıh okunması, fakir çocuklara Nebe’ ve Mülk surelerinin alınması, Kur’an-ı Kerim’i hatm eden çocuklara bahşiş dağıtılması.
  • Cami mescit ve tekke duvarlarında biten ot ve ağaçların temizlenmesi.
  • Ramazanda ve diğer mübarek günlerde iftar vaktinde camilerde hurma, zeytin ve su dağıtılması,
  • Fakir kızlara çeyiz yardımı yapmak, fakir cenazelerini kaldırmak, yetim yoksul çocuklara, fakir dul kadınlara bayram elbisesi satın almak, testi, tabak ve bardak gibi şeyleri kıran hizmetçi kızları serzenişten kurtarmak için kırdıkları şeyleri ödeyivermek için, mushafların ve diğer dinî kitapların yazılması, alınması, tamir edilmesi için yapılan vakıflar.    

Tüm bu ve benzeri hayır hizmetlerinin kesilmeden dünya durdukça devam edebilmesi için nice akarlar, çiftlikler, ormanlar, dükkanlar, han ve hamamlar vakfedilmiştir. Eski vakfiyeler okunacak olursa daha böyle nice vakıflar yapıldığı görülecektir (Hukuk-ı İslamiyye ve Istılahât-ı Fıkhıyye Kamusu, Ömer Nasûhî Bilmen, c.4, s.302-304).

4. Sonuç: Günümüzde birçok vakıf tabela vakfıdır, bir akarı bir geliri yoktur, hayırseverlerin yardımıyla hizmet vermektedir. Halbuki asıl vakıf iki ana unsurdan oluşur: Gelir kaynağı bir akar ve bu gelirin harcanacağı bir hizmet alanı. Mesela İstanbul’daki Mısır Çarşısı’ndaki dükkanların gelirlerinin, yanındaki Yeni Cami’nin ihtiyaçlarına tahsis edilmesi gerçek vakfın nasıl olması gerektiği konusunda bize bir fikir verebilir.

Vakıflar için çok önemli olan bir husus da devletin bu kurumlara sahip çıkmasıdır. Vakıf yapacak kişinin, vakfının kendisi vefat ettikten sonra da hizmetin devam edeceği konusunda bir endişesi olmaması gerekir. Hayırsever insanımız devletten böyle bir güvence görürse, tarihte olduğu gibi bugün de vakıflar kuracaktır. Siz özellikle İstanbul’da Sur içinde dolaştığınızda adım başı bir çeşme, bir medrese, tarihî bir mescit görebilirsiniz. Ama çoğu yerde bunların ihtiyaçlarını karşılayacak bir akar göremezsiniz. Çünkü Şer’iye ve Evkaf Nazareti ilga edildiğinde bunlar himayesiz kalmış ve yağmalanmıştır. Vakıfların tekrar aslî hüviyetine kavuşması temennisiyle.