YOL ARKADAŞINIZ KİTAP OLSUN
ÖNCÜLERE VEFA 12 'ALİYA İZZETBEGOVİÇ' « Genel Haberler
ÖNCÜLERE VEFA 12 'ALİYA İZZETBEGOVİÇ'

ÖNCÜLERE VEFA 12 'ALİYA İZZETBEGOVİÇ'

Yazar: İkra Admin
31 Mart 2018
494

“Öncülere Vefa” ismiyle geleneksel hale getirdiğimiz programlarımızın 12.sini 30 Mart 2018 Cuma akşamı Esenler Kültür Merkezi’nde eğitimci-yazar Ahmet YAPICI ile gerçekleştirdik. 12. programımızda konu edindiğimiz kişi Bosna Hersek’in “Bilge Adam”ı ALİYA İZZETBEGOVİÇ idi.

Genel Merkez Yönetim Kurulu Üyesi ve Yayın Kurulu Başkanımız Halil KENDİR beyin sunuculuğunu yaptığı programımız Abdulgafur LEVENT hocamızın Kur’ân tilâveti ile başladı. Hocamız, En’am suresi 159-165. ayetlerini seslendirdi. Bu ayetlerin seçilmesi tabii ki gelişigüzel değildi. En’am 162: “Şüphesiz benim namazım da, diğer ibadetlerim de, yaşamam da, ölümüm de alemlerin Rabbi Allah içindir.” İşte, bu akşam tam da böylesi birini, rahmetli Aliya’yı andık.

Kur’ân tilaveti sonrası Genel Başkanımız Sayın Mehmet ÇELİK bir selamlama konuşması yaptı. Çelik konuşmasında; Yugoslavya üniversitelerinden mezun olmuş ve yaşıt olan iki insanın nasıl farklı yapıda olduklarından örnek verdi: Biri tıp ve felsefe okuyan Radovan Karadziç (sırp kasabı), diğeri ise hukuk mezunu olan Aliya İzzetbegoviç. Biri Hipokrat yeminine rağmen binlerce insanları öldürmekten çekinmeyen zalim; diğeri halkı öldürülmekte olan ve biz de onlara aynısını yapalım dendiğinde “Şayet siz ahlâklı bir mücadele verdiğinize ve bu ahlâklı mücadelenin kaynağının ve muhatabının, Allah olduğuna inanıyorsanız; kaybetmeyeceksiniz. Savaşın da bir ahlâkı vardır” diyen Aliya.

“Kitap ile haşır neşir olun ki, sizi hiç bırakmayacak ilimle olun”

Genel Başkanımızdan sonra Aliya İzzetbegoviç hakkında yayın kurulumuzun hazırladığı bir VTR izletildi. VTR’nin 2.bölümünde Aliya’nın “Türklere Mektubu”, herkesin duyması ve bilmesi gereken “Türkün Evladı UNUTMA” adlı mektubu seslendirildi. (Buradaki Türk ifadesi, mektubun içinde de geçtiği şekilde “Müslüman” anlamına gelmektedir.) Vtr sonrasında Ahmet YAPICI bey kürsüye çıktı. Ahmet beyin anlatımından satır başları:

· Buraya sadece Aliya’yı anmak adına toplanmadık; Aliya, bugünden yarına bize ne gösteriyor?, bunun için buradayız.

· Gençlerin bir çoğu 1992-95 Bosna soykırımını bilmiyor. Bunları gençlere hatırlatmak lazım.

· Aliya, kendini hep Osmanlı görmüştür. Çünkü, büyük dedeleri Konya’dan, Karaman’dan Bosna’ya göçmüştür. Bosna’ya gittiğiniz de göreceğiniz aslında Bursa, Bilecik, İnegöl, Söğüt… gibidir. Bosna 1463-1878 arası Osmanlı yönetiminde kalmış, 1908’e kadar Osmanlı toprağı sayılmıştır.

· Kimileri komutan olur, kimileri cumhurbaşkanı olur, kimileri filozof, kimileri mütefekkir, kimileri savaşan biri… Aliya ise bunların hepsini kendinde toplamış biridir: O bir Devlet Başkanı, halkının kurtuluş mücadelesine öncülük eden bir komutan, filozof, mütefekkir, dava adamı ve devlet adamı özelliklerini kendinde toplayan biriydi.

· Aliya fikirleri ve eserleri ile çağını kendisine hayran bırakan bir entelektüeldir. O, bir savaşın, bir soykırımın orta yerinde inandıklarını savunan, inandığı gibi vicdanlı ve ahlâklı kalabilen bir liderdir. Aliya, Bosna savaşındaki duruşuyla başta Avrupa olmak üzere tüm dünyaya ahlâk dersi vermiştir. Onun adalet ve ahlâk anlayışının kaynağı İslam’dır.

· Nasıl ahlâklı biri olunacağını biz onda görüyoruz. Savaşın bir ahlâkı olduğunu onda görüyoruz. Kendi halkı öldürülürken, soykırıma uğrarken “Biz de onlara aynı muamalede bulanalım” diyen vatandaşlarına “hayır” diyordu. Çünkü o Resullah’a ittiba eden biriydi. Ve milletine verdiği cevap: Resulullah (sav) şöyle buyurmuştu: “Kadınlara, çocuklara, mabetlere, din adamlarına, hayvanlara, ağaçlara, bitkilere zarar vermeyeceksiniz.” “Bizim inancımız budur. İdeallerimize sahip çıkmayacaksak niye savaşıyoruz. İdeallerini kaybedenler yollarını kaybederler.”

· Aliya, Yugoslav mahkemelerinde yargılanırken “Ben Müslümanım, Müslüman kalmaya devam edeceğim” demiş ve 14 yıl hapis cezası almıştır.

· 87’de hapisdeyken kızı Sabina eliyle bir mektup gönderirler, pişman olduğundan bahseden bir mektup. Bunu imzaladığı takdirde özgür kalacaktır. Ama Aliya’nın kızına olan cevabı: “Asla zalimlerden merhamet dilenmem.”

· Aliya; “Batı hoşgörüden bahsediyor. Avrupalı hoşgörülü değildir. Biz kendimiz ve Allah için hoşgörülüyüz. Müslüman olduğumuz için hoşgörülüyüz.”

· AB, silah ambargosu uyguluyor. O zaman ki Yugoslavya ordusu Avrupa’nın 4. Büyük ordusu. Ambargo uygulanınca Bosnalı Müslümanların ellerinden silahlar alınıyor ama Sırpların silahları ellerinde duruyor. Hollanda askerleri 25.000 mazlumu Sırp askerlerine teslim ediyorlar ve bunlardan 12-75 yaş arası olan 8372 erkek ayrılıyor, bir fabrikaya doldurulup orada öldürülüyor. Geri kalan kadınlar, yaşlılar ve çocuklar Tuzla’ya gidin denilerek ormanlık bir alana götürülüyor ve daha sonra Sırplar bu ormanlık alanı bombalıyor. 25.000 Bosnalı’dan 3.000 civarında mazlum ve mağdur kişi Tuzla’ya ancak ulaşabilir.

· İngiltere, Fransa ve Amerika aralarında anlaşmışlar ve bu olaya müdahale etmezler. Batı asla uygar değildir. Batı bize asla insanlıktan bahsedemez. Aliya; “Şunu hiç unutma! Batı hiçbir zaman uygar olmamıştır. Çünkü onun uygarlığının temelinde emperyalizm, kan ve gözyaşı vardır.” “Ben Avrupa’ya giderken kafam eğik gitmiyorum. Çünkü biz çocuk, kadın ve ihtiyar öldürmedik. Hiçbir kutsal yere saldırmadık. Oysa onlar bunların tamamını yaptılar. Hem de Batı’nın gözü önünde; Batı medeniyeti adına yaptılar.

· Süleyman GÜNDÜZ anlatıyor: “Aliya ile bir toplantı esnasında yol haritası çizilecek. 1. gündem maddesi 400-500 kişi Filistin’de hapis. Bunları nasıl kurtarabiliriz? 2. gündem maddesi soykırıma uğrayan milletimiz. Neden 1. gündem maddesi soykırıma uğrayan vatandaşlarımız değil de Filistin denince, Aliya şöyle cevap verir: “Biz bir vücuduz, ağrımız dinsin de varsın önce orası dinsin.”

· Bosna Hersek milli marşı bizim Mehter marşlarından uyarlanmıştır. Cemalettin Latiç’e “millet ölüyor, sen marş lazım diyorsun” diye kızarlarken Aliya, Latiç’e bir kaset verir. Bunu dinleyip bir marş yaz diye. O kaset mehter marşlarından oluşan bir kasettir.

· Aliya, müslümanların sorunları olduğundan bahseder ve 5 madde sıralar:

1- Müslümanların zaman hastalığı var, vakte uymuyorlar. Müslümanlar zamanın kıymetini bilmeliler. Zaman disiplinine sahip olmalı ve planlı çalışmalıdır.

2- Kur’ân, bir edebiyat kitabı değildir, hayat kitabıdır. Müslümanların elinde Kur’ân gibi bir kitap varken, bu kadar hurafe nasıl yayılır?

3- Her problemle karşılaşınca bir dış düşman arama hastalığımız var. Her sorunda bir “dış düşman” aramak yerine özeleştiri yapmalı ve bazen içimize bakarak doğruyu aramalıyız.

4- Allah (cc), Samed’dir. Peygamber (sav) Abdullah’dır, kuldur. Mevcut eğitim anlayışında İslam dünyasında şahıs kültü yaygınlaşmış. Kutsallaştırılan, hatasız görülen, eleştirilemeyen ve sorgulanamayan lider, hoca anlayışı tekrar sorgulanmalıdır. İslam kurtuluş dini ama Müslümanlar nerede? Müslümanlar İslam’ı temsil edemiyorlar.

5- Müslümanlar hep kazanmaya odaklanmışlar, diğerlerini kenara itmişler. Halbuki gayret bizden, tevfik Allah’dan. Sen üzerine düşeni yap.

Ahmet YAPICI, bu akşamın burada kalmamasını isteyerek Aliya’nın 4 kitabının özellikle okunmasını tavsiye etti. Bu kitaplar;

1- Bosna savaşı esnasında İslam dünyasının manzarasını anlatan; Tarihe Tanıklığım.

2- Doğu-Batı arasında İslam.

3- 1970 yılında yazdığı, İslam Deklarasyonu.

4- BM Genel Kurulu’nda haykırdığı, “Allah’a Yemin Olsun ki Köle Olmayacağız.”

Ve son söz Halil KENDİR’den: “Bu akşam burada geleceğimizin senaryosunu dinledik. İzzetli olmak istiyorsak yapılması gerekenleri yapacağız. Yoksa bu tür hatıraları dinlemeye devam ederiz.”

Seminerimizi youtube kanalımızdan izleyebilirsiniz.