admatic.com.tr, adm-pub-176887238492, DIRECT improvedigital.com, 912, RESELLER
NE/Yİ ARIYORSUN? « Yazarlarımızın Yazıları
NE/Yİ ARIYORSUN?

NE/Yİ ARIYORSUN?

02 Şubat 2018
334

   “Aramakla bulunmaz, ama bulanlar hep arayanlardır!” der arifler! İnsan, ömrü boyunca birçok şey arar. Bazen bulur, bazen bulamaz. Bazen de bulduğunun farkında olmadan elinden uçar gider o aradığı…

            Bazı şeyleri ise aramaya dahi gerek yoktur. Çünkü o hep vardır ve olmuştur. İnsanın hamuru yoğurulurken, insan “olurken” o duyguyla yaratılmıştır: İnanmak!

            İnanmak fıtridir; doğuştan gelir. İnanmak kişinin Allah’ı bulması ve/ya bilmesidir. Bu buluş/biliş kimi zaman çevrenin etkisi ve yönlendirmesi ile olurken, kimi zaman fıtrat bu buluşu/bilişi kendisi gerçekleştirir. Adı “Allah” olmayabilir bu bulduğumuzun; başka bir isim verebiliriz. Ama aradığımız inanmak ise, karşılığı “İslâm”dır, bulunan Allah’tır.

            İster insanın fıtratından getirdiği unsurların devreye girmesiyle olsun; isterse çevrenin etki ve yönlendirmesiyle olsun, Allah’ı bulmak netice itibariyle tefekkür işidir. Öyle ki, Allah bulununcaya kadar da tefekkür gerekir, bulduktan sonra da…

            Ve Allah adeta tefekkürü kâinat için, kâinatı da tefekkür için yaratmıştır. Bu manada tefekkür ve kâinat birbiriyle içiçe girmiş, birbiri içinde meczolmuş ve adeta kaybolmuş iki unsurdur. Ama bu iki unsurun da nihayetinde varacağı nokta aynıdır; ikisi de aynı noktada birleşirler/buluşurlar: Kendilerini ve “herşeyi” yaratan Allah!

            İşte bu sebepten olsa gerek Allah (c.c.) kutlu kitabının hiç de azımsanmayacak ayetlerinde hep tefekkür (derin derin düşünme) ameliyesini tavsiye etmiş ve hatırlatmıştır biz kullarına…

            Kimi alimlerin “kâinat ve kâinattaki tüm yaratılmışlar Allah’ın sözsüz/yazısız ayetleridir” mealindeki tarifleri bu manada değerlendirilmelidir. Zira insan tefekkür kastıyla kâinata bakacak olursa mutlak olarak Allah’ı bulacak ve hakikate erecektir. Allah’ın hikmeti ve sanatındaki mükemmelliği gereği, insanın tefekkürle Allah’ı bulacağı kevni (kâinata ilişkin/kainatla ilgili) ayetleri asla ve kat’a insan aklıyla çelişmezler. Böyle olması bir tarafa, bu ayetler aynı zamanda, tarafsız-önyargısız olarak Kur’an’a yaklaşan her insan tarafından rahatlıkla anlaşılabilecek ve kabullenilecek ayetlerdir de… Zira Kur’an Allah katından “tüm zamanlara” hitap etmek için indirilmiştir. Öyle ki, ilk indiği; 14 asır önceki insan da, günümüzde yaşayan insan da bir ayeti okuduğunda aynı şeyi anlamakta, tefekkür ettiğinde Allah’ı bulmaktadır.

            Şimdi susalım ve asırlar ve asırlar öncesinden seslenen Nuh Peygamber’e kulak verelim: “Size ne oluyor ki, Allah'a büyüklüğü yakıştıramıyorsunuz? Oysa, sizi türlü merhalelerden geçirerek O yaratmıştır. Görmediniz mi, Allah yedi göğü birbiriyle ahenktar olarak nasıl yaratmış! Onların içinde Ayı bir nûr kılmış, Güneşi de bir çerağ (ısı ve ışık kaynağı) yapmıştır. Allah, sizi de yerden ot (bitirir) gibi bitirmiştir. Sonra sizi yine oraya döndürecek ve sizi yeniden çıkaracaktır. Allah, onda geniş yollar edinip dolaşabilesiniz diye, yeryüzünü sizin için bir sergi yapmıştır.”[1] Ayetlerde kendinizle veya günümüzle bir aykırılık görüyor musunuz? Göremezsiniz çünkü bizden/sizden ve çevremizden bahsediyor. Düşün ey insan! Düşününce çok şey bulacaksın ve en önce ya da neticede Allah’ı bulacaksın. Çünkü “kaynak” O’dur! Kâinat ve tefekkür bizi O’nun yoluna çıkartacaktır.

            Ve yine susalım: “Kahrolası insan! Ne inkârcıdır! Allah onu neden yarattı? Bir nutfeden (spermadan) yarattı da ona şekil verdi. Sonra ona yolu kolaylaştırdı. Sonra onun canını aldı ve kabre soktu. Sonra dilediği bir vakitte onu yeniden diriltir. Hayır! (İnsan) Allah'ın emrettiğini yapmadı. İnsan, yediğine bir baksın! Şöyle ki: Yağmurlar yağdırdık. Sonra toprağı göz göz yardık da oradan ekinler, üzüm bağları, sebzeler, zeytin ve hurma ağaçları, iri ve sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve çayırlar bitirdik. (Bütün bunlar) sizi ve hayvanlarınızı yararlandırmak içindir.”[2]

            Kâinatta bulunan tüm bu “ayetler”e ve insanoğluna verilen “tefekkür” nimetine rağmen, Allah’ın kevni ayetlerini gör/e/meyen, ya da tefekkür etmeyip de “hani nerde Allah dediğiniz o şey?” diyenler yine de olabilir. Bu sebeple Rabbim tefekkür için yine kâinatı işaret eder ve bu tip insanları ihtar eder: “O ki, birbiri ile âhenktar yedi göğü yaratmıştır. Rahmân olan Allah'ın yaratışında hiçbir uygunsuzluk göremezsin. Gözünü çevir de bir bak, bir bozukluk görebiliyor musun? Sonra gözünü, tekrar tekrar çevir bak; göz (aradığı bozukluğu bulmaktan) âciz ve bitkin halde sana dönecektir. Andolsun ki biz, (dünyaya) en yakın olan göğü kandillerle donattık. Bunları şeytanlara atış taneleri yaptık ve onlara alevli ateş azabını hazırladık. Rablerini inkâr edenler için cehennem azabı vardır. O, ne kötü dönüştür!”[3]

            Tefekkür edenlere bu ayetler ve şu kâinat ayetleri yeter de artar bile… İnsan “arıyorsa” bu kâinat yeter; tefekkür etsin mutlaka bulacaktır! Hâlâ bulamadıysa sorsun kendine: “Ne/yi arıyorum?”

 

 

 

[1] Nuh Suresi, 71/13-20. Ayetler

[2] Buruc Suresi, 80/17-32. ayetler

[3] Mülk Suresi, 67/3-6. ayetler