MÜMKÜN; 21. YÜZYIL ASR-I SAADET OLABİLİR! « Yazarlarımızın Yazıları
MÜMKÜN; 21. YÜZYIL ASR-I SAADET OLABİLİR!

MÜMKÜN; 21. YÜZYIL ASR-I SAADET OLABİLİR!

20 Ağustos 2019
239

 

           Hz. Peygamber efendim, “Ashabım yıldızlar gibidir. Hangisine tâbi olursanız hidayete erersiniz” buyurmaktadırlar. Hadis zayıf olduğu için hakkında çok münakaşa ve müzakereler yapılmış. Onlara girecek değiliz. Ama şu inkâr edilemez ki, dinin yayılma ve yaşanmasına en büyük öncü ve örnek –elbette Hz. Peygamberden sonra- sahabe nesli olmuştur. Onlar seçkin bir topluluktu ve bizatihi Allah Rasulüne yardım ve destek için Allah c.c. onlara bu kerim vazifeyi vermişti.

            Ashabdan sonra yerlerine tabiin ve etbei tabiin olarak zikredilen nesiller geldi. Bunlar Hz. Peygamberin diliyle “en hayırlı nesil” olarak nitelendirilmişti.

            En hayırlı üç neslin en hayırlısı sahabe olduğuna göre ve bugün yani 21. Yüzyılda yaşadığımıza göre bugün “sahabe (gibi) olunabilir mi?”

            Allah (c.c.) Yasin Suresi’nde meydan okurcasına; esas olan ilk yaratmadır, ilk yaratmayı yapan/yapabilen elbette ikinci ve daha sonraki yaratmaları da yapabilir[1], buyurur.

            Bu ayet-i kerimeye bakarak “elbette sahabe gibi olunabilir. Yeter ki çalışalım” denilebilir. Zira Allah sahabe gibi bir nesli ilk olarak yarattı ise, şartların varlığı halinde tekrar yaratabilir, buna muktedirdir! Bu varsayım yanlış değildir. Öyleyse nasıl olmalı ki, ne olmalı ki 21.yüzyılda tekrar bir sahabe ruhu yaşayan bir nesil olsun/oluşsun? “Şartların varlığı”ndan kasıt ne ola ki acaba?

            Sahabe neslini “yeniden” üretecek/yaratacak olan elbette Allah’tır. Ama Rabbim bu nesli “yeniden” yaratırken, ilk insanı yarattığı gibi çamurdan yaratmayacağı gibi, gökten zembille de indirmeyecektir. O nesli, Allah adına biz üretecek, biz yetiştireceğiz. Zira Allah dünyadaki birçok işi kulları aracılığıyla gerçekleştirir.[2] Aksi halde, yani, Allah yeniden böyle bir nesli kendisi yaratsın/üretsin demek bizi Yahudi sapkınlarının derekesine döndürecektir. Zira Allah (ve dolayısıyla Rasulu olan Musa) onlara falanca memlekete gidip oradakilerle savaşın emri verince onlar “(Madem dediğiniz gibi siz çok güçlü iseniz, öyleyse Ey Peygamber) Sen ve Rabbin gidip savaşın (biz savaşamayız/gücümüz yetmez)”[3] diyerek büyük bir ahlâksızlığa imza atmışlardı.

Bilindiği üzere, birşeyi tekrar üretebilmek için o şey’in formülünü bilmek gerekir. Bu manada, o “bedevi”leri sahabe yapan iki temel unsur vardır ve bunlar olmadan bırakın sahabe olmayı, “adam” dahi olunamaz: Kur’an-ı Kerim ve Sünnet!

            Sahabenin Allah inancı farklıydı! “Farklıydı” derken, inanış şekilleri yanında, bu şeklin amele yansımasına işaret ediyorum. Biz de inanıyoruz, onlar da inanıyordu. Ama insaflı bir mukayese, neredeyse bizim imanımızın “yok mesabesinde” olduğuna şehadet edecektir. Bu sebeple Hasan-ı Basri (rh. a.)’ye atfedilen “Siz onları (Sahabeleri) görseydiniz, bunlar deli derdiniz; onlar da sizi görseler bunlar Müslüman mı derlerdi!” sözünü yabana atmamak gerekir.

            “İlk nesil, Allah Teâlâ’ya ait sıfatların ve güzel isimlerin anlayışı üzerine terbiye gördüler ve onların gereğine göre O’na kulluk ettiler. Dolayısıyla onların nefsinde Allah Teâlâ daha da büyüdü. Allah Teâlâ’nın rızası maksatlarının ve çalışmalarının tek amacı haline geldi. Allah Teâlâ’nın onları her zaman gözetlediğinin şuuruna vardılar ve kaymamak için nefislerini gemlediler.”[4]

            Yukarıdaki satırlarda sahabe’nin özelliği ve “yeniden sahabe olabilmenin formülü” izah edilmiştir. Maddelere dökerek belirgin ve anlaşılır hale getirelim:

  • Terbiyemiz/eğitimimiz Allah’a ait sıfat ve güzel isimleri üzerine olacak.
  • Kulluk, bu isim ve sıfatların anlamı üzerine yoğunlaşacak, şekillenecek.
  • Böylece Allah c.c. nefislerimizde büyüyecek ve adeta tüm hücrelerimize dolacak.
  • Bunun en belirgin göstergesi olarak da Allah’ın rızası tüm niyet ve çalışmalarımızın amacı, ana mihveri olacak. Bu maddeyi şöyle de izah edebiliriz: Hayatımızın gayesi Allah ve O’nun rızası olacak.
  • Bu aşamadan sonra zaten Allah’ın bizi her an ve her yerde gördüğü/gözetlediğinin şuurunda olacağız.
  • Bu aşama da, nefislerimizin kaymasını engelleyecek ve ayaklarımızı sabit kılacaktır. 

Bu formül ve eğitim metodu Hz. Kur’an’ın uygulayıcısı olan Hz. Peygamber tarafından bizzat uygulanmış ve başarı elde edilmiştir.

Bugün Kur’an ve Hz. Peygamber’in yansıması/hayat pratiği olan sünnet elimizdedir. Yapmamız gereken yukarıdaki formülü neslimize/insanımıza gerek devlet olarak “milli eğitim” yoluyla, gerekse fert olarak “aile eğitimi” yoluyla uygulamaktır.

Yine hayatımızdaki, insanımızdaki yanlışları da bu formüllere bakarak düzeltmek ve insanı yeniden inşa etmeye çalışmak zorundayız. Böylece zamanımız asr-ı saadet, insanımız sahabe olacaktır. Bu imkânsız değildir. Ve herşey önce istemek, sonra da çalışmak ile başlar. Başarı ise Allah’tandır.

 


[1] Yasin Suresi, 36/78-81. ayetler

[2] “Ey iman edenler! Siz eğer Allah'a yardım ederseniz O da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam tutar.” Muhammed Suresi, 47/7. Ayet

[3] Maide Suresi, 5/24. ayet

[4]Siyer-i Nebi – Mekke Dönemi, Prof Ali Muhammed Sallabi, Sh. 137