MESELE DE “ZOR” DEĞİL, DİNİMİZ DE! « Yazarlarımızın Yazıları
MESELE DE “ZOR” DEĞİL, DİNİMİZ DE!

MESELE DE “ZOR” DEĞİL, DİNİMİZ DE!

16 Şubat 2019
153

Akıl nimet midir, külfet mi?

            Zira “akıl” insanı sorumluluk sahibi kılar. Akıllı iseniz kanun ve adli merciler sizi sorgular. Akıllı iseniz ahirette hesap için mizana götürülürsünüz. Ama aklınız yoksa ya da eksikse ne bu dünyada ne de mahşerde kimsenin umurunda olmazsınız.

            Tabii bunun tersini de hesap etmek gerek! Zira aklınız yoksa bu dünyada birçok nimetten haz alamayacaksınız. Belki de “zaten aklı/n yok” diye o nimetlere ulaşmanız engellenecek. Mahşerdeki ahval ise meçhul!

            Bu kısa ipuçlarını müteakip tekrar düşünmeli akıl nimetinin külfet mi, nimet mi olduğunu…

            Bunları düşünürken, Allah’ın dininin akıl sahibi insanları muhatap aldığına özellikle temas edelim. Dinin sahibi olan Allah, Kitab-ı Keriminde sık sık akıl sahiplerine seslenir; aklın bir nimet olma yanında, külfet olduğunu ve bu yönden bakıldığında insana mühim sorumluluklar yüklediğini izah sadedinde “Bu insanlara, bununla uyarılmaları, O'nun tek ilah olduğunu bilmeleri ve akıl sahiplerinin öğüt almaları için bir tebliğdir.”[1] meal ve mahiyetinde çağrı ve hatırlatmalar yapar.

            Anlaşılacağı gibi, salt “akıl sahibi” olmak yeterli olmayıp, aklı “gereği gibi” kullanmak da ayrı bir vecibe ve giderek sorumluluktur. Tam burada “sorumluluklarımız” gündeme gelmektedir. Acaba sorumluluklarımız nelerdir, kim/ler/e karşıdır ve bu sorumluluklardan kurtulmanın diğer bir tabirle sorumsuz yaşamamın bir yolu var mıdır? Bu sorular hayati ve hatta imani sorulardır!

            Çünkü insan; akıl sahibi olmak, “insan olarak” yaratılmak hasebiyle hesap verecektir. Bu çerçevede Hz. Peygamberim, Tirmizi’nin naklettiği bir hadislerinde “"Hiçbir kul, kıyamet gününde, ömrünü nerede tükettiğinden, ilmiyle ne gibi işler yaptığından, malını nereden kazanıp nerede harcadığından, vücudunu nerede yıprattığından sorulmadıkça bulunduğu yerden kıpırdayamaz." buyururlar. Dikkat buyurulursa, bu sorulara cevap vermek “akıl sahibi” olmakla mümkündür. Yani akıl sahibi olmak bir sorumluluktur ve bu sorumluluk karşılığında çekileceğimiz hesap vardır.

            “Zor işler bunlar” dediğinizi duyar gibiyim. Zor değil aslında, zor olamaz; çünkü Rabbim’in nimeti ve vergisi. Rahim olan Rabbim kuluna zulmetmez. O ezilsin/imtihanı kaybetsin diye nimet vermez. Bununla birlikte bize “zor geldiği” de ayrı bir gerçekliktir. Çünkü insanoğlu acelecidir; hiç zorluk istemez, kolaylık olsun ister. “Zor olamaz ve değildir” dedik, zira Allah bizim zayıflığımızın elbette farkındadır ve “Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez.”[2] buyururken engin merhameti yanında ve zayıflığımızı hatırlatır bize. 

            Allah hakikaten merhametlidir! Öyle ki, kullarına çekeceğinden daha fazla yük yüklemez. Yüklemeyecektir! Zira bu konuda vaadleri vardır[3] ve Allah vaadinden asla dönmemiştir, dönmez!

            Dipnotta dikkatinize sunulan ayet meallerinden de anlaşılacağı üzere dini yaşamamız için herhangi bir zorluk olmaması hasebiyle, bahanemiz de olamaz; bahane ileri süremeyiz. Bize düşen Allah’ı ve emirlerini sorgulamak değil, şeksiz-şüphesiz iman ve itaat etmektir. Bunun diğer bir adı da takva yani Allah’tan korkmaktır. Rabbim bizi buna teşvik ederek “O halde, gücünüzün yettiği kadar Allah'tan sakının, dinleyin, itaat edin ve kendi iyiliğinize olarak harcayın. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa işte onlar kurtuluşa erenlerdir.”[4] buyurur.

“Peki ama, Allah’tan korkmanın bize yüklenen sorumluluğun hafiflemesi ya da taşınabilmesi ile ilgisi ne?” diyecek olursak yine bu soruyu Rabbime soracak ve cevabını O’ndan alacağız. Göreceğiz ki, Allah’tan korkanlara bir zorluk yoktur, çünkü Rabbim onlara bir çıkar yol gösterecektir: ““…Kim Allah'tan sakınırsa (Allah) onun için bir çıkış yolu vareder. Ve onu ummadığı yerden rızıklandırır. Kim Allah'a güvenirse O, ona yeter. Şüphesiz Allah emrini yerine getirendir. Allah her şey için bir ölçü koymuştur.” [5]

            Yazımızı bir irfan ehlinin sözleriyle bitirelim. Mealen diyordu ki: “Allah bize çekemeyeceğimiz yükü vermiyor. Ama biz nasıl çekeceğimizi, o yükü nasıl kaldıracağımızı bilmediğimiz için belimizi ağrıtıyoruz, sonra da Allah bana çekemeyeceğim yük verdi diyoruz.”

            Mesele hakikaten “zor” değil, anlaşılabilir. Yükümlülüklerimiz ve dinimiz de öyle; “zor” değil, yaşanabilir!

           

           

 


[1] İbrahim Suresi, 14/52. Ayet

[2] Bakara Suresi, 2/185. Ayet

[3] Örnek olarak bakınız: “Allah hiç kimseye kaldırabileceğinin üstünde bir yük yüklemez.” Bakara Suresi, 2/286. Ayet; “Hiç kimse gücünün yeteceğinden fazlası ile sorumlu tutulamaz.” Bakara Suresi, 2/233. Ayet; “Hiçbir cana kaldırabileceğinden fazla yük yüklemeyiz.” En’am Suresi, 6/152. Ayet; “Biz hiçbir canı yapabileceğinden fazlasıyla yükümlü tutmayız.Araf Suresi, 7/42. Ayet; “Hiç kimseye güç yetirebileceğinden fazlasını yüklemeyiz.” Mü’minun Suresi, 23/62. Ayet; “Din konusunda, size hiçbir zorluk da yüklemedi.” Hac Suresi, 22/78. Ayet

[4] Tegabun Suresi, 64/16. Ayet

[5] Talak Suresi, 65/2-3. Ayetler.