BAKAYIM "TER"İNE? « Yazarlarımızın Yazıları
BAKAYIM

BAKAYIM "TER"İNE?

10 Nisan 2020
146

BAKAYIM  “TER”İNE!

            Herkesle aynı dünyada yaşıyoruz. Bazı kuralları herkes bizim gibi, biz herkes gibi uygulamak zorundayız. Bu kuralların bazılarına uymazsanız yaşayamazsınız, bazılarına uymazsanız da “boşuna” yaşarsınız.  

            Bu kuralların bir kısmı fıtridir. Yaradılış itibariyle verilmiştir. Özel ve ayrı bir çaba göstermemize gerek bile yoktur. Farkına varırız (ya da varmayız) ve uygularız. Öyle ki, zamanla bunu uyguladığımızı ve hatta giderek, bir kural olduğunu dahi unutabiliriz. Nefes almak gibi…

Kimi kurallar ise doğuştan bizde mevcuttur. Ortaya çıkartılması, hayata geçirilmesi ve devam etmesi için az - çok bizim bir çaba göstermemize bağlıdır. Bir gıdanın vücudumuz için yararlı olabilmesi için onu çiğnemek ve daha sonra da yutmak gibi…

Kimi kuralların keşfi ve keşfinden sonra da geliştirilmesi için ise mutlaka bir çaba gerekir: Matematik işlemlerini yapabilmek, okuduğundan bir netice çıkartabilmek veya yazabilmek gibi…

Tüm bunlar için fark ediyor muyuz bilmem, bir bedel ödememiz gerekiyor! Yukarıda saydıklarımız ve sayamadıklarımızın, tümünün bir bedeli var. Bu bedel kimi zaman küçük bir çaba olabilecekken, kimi zaman ise çok büyük ve çok uzun zamana yayılan emek ve fikir işçiliği gerektirebiliyor. Fıtri olarak bize verilmiş olan, eğer sağlığımız yerinde ise özel bir çaba sarf etmemize dahi gerek olmayan “nefes almak” için bile ciğerlerimizi doldurmak ve boşaltmak, ağız ve burnumuzu buna göre çalıştırmak durumundayız.

Eğer çok tabii ve olağan olan böyle bir hâl bile “çaba” diyebileceğimiz bir bedel istiyorsa, mü’minin varacağı nihai karargâh olan cennet ve onun şartı olan Allah rızası elbette bedel ister.

İlahi fermanda “Eğer siz şükreder ve iman ederseniz Allah size ne diye azap edecek? Allah şükrün karşılığını verendir ve bilendir.”[1] buyurulur. İmanın da bir bedeli olduğu muhakkak. Bu yerine göre “bir şükür”, yerine göre “an’ın vacibi” olan amel ve giderek mal vermek, can vermektir.

Bedel ödenmeksizin sadece kuruntuyla[2] cennete gitmenin imkânı olmayacağını “orta seviyede” aklı olan herkes teslim edecektir. Dolayısıyla cennete girip “keyif çatmak” için, bu dünyada bazı fedakârlıkların yapılması da muhakkaktır ve aklın gereğidir. Sadece “iman ettim” deyip, imanın gereklerini yapmadan direkt cennete girmek bir hayli zor ve belki de (amelsizliğin neticesine göre) imkânsızdır da.[3] Dolayısıyla imanın gereği olan imtihanın mahiyetini/akıbetimizin nasıl olacağını bilmiyoruz. Ama bizden öncekiler neler yaşadı ve çektilerse, gücümüze göre bu nevi imtihanlara bizim de tâbi olacağımız muhakkak![4]

Zira Rabbim, cenneti arzulayan ve “giriş bileti” isteyen yiğitlere bunun bir bedeli olduğunu özellikle belirtmiştir.[5] Çünkü, Adem babamızdan bu yana câri olan “vermeden almak olmaz” genel kuralı burada da geçerlidir ve esasen bu bir ticarettir.  

Bu kutlu ticarette ödenecek bedel ise ruhlar yaratılırken “evet iman ettik sen bizim Rabbimizsin” manasındaki sözün gereğini yerine getirmektir. Öyleyse bu sözü tutmak bir bedele tâbidir ve bu bedeli ödemek ise adamlıktır/yiğitliktir![6]

Anlaşılmıştır ki, “ter” (mal) dökmeden cenneti almak, “fer” (can) vermeden Rabbe kavuşmak mümkün değildir. Dolayısıyla “terlemek” imanın gereğidir.

Öyleyse mü’mine düşen ter’iyle, fer’iyle canını dişine takarak şu dünya hayatını boş geçirmemek, en azından her işe besmele ile başlamak, hamd ederek bitirmek ve her şeyde O’nun (celle celalüh) emrine uymaya gayret etmek olmalıdır. Çünkü hayatın/dünyaya gelmenin gayesi kulluktur.[7] Ve “kulluk” sadece ve yalnızca ferdi olmayıp, umumidir de… Bu sebeple mü’min Allah’ın dini hakim olsun, fitne son bulsun da insanlar Allah’ın nizamını hakiki manada tanısın için tüm gayretini gösterecek[8], kulluğunu ispat edecektir. Bu halde hayatın bir anlamı olacak ve sadece mü’minler değil tüm insanlar dünyada “cennet” gibi bir hayat yaşayacaktır. Ahirette ise sadece mü’minler “terlerine bakılarak” hakiki cennete ve cennetteki makamlarına kavuşacaklardır.

 

 

 

 

 

 


[1] Nisa Suresi, 4/147. ayet

[2] “Bu (cennete girmek, cenneti kazanmak) ne sizin kuruntularınıza ne de kitap ehlinin kuruntularına göredir.” Nisa Suresi, 4/123. Ayet

[3] “İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece «İman ettik» demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar? 

Andolsun ki, biz onlardan öncekileri de imtihandan geçirmişizdir. Elbette Allah, doğruları ortaya çıkaracak, yalancıları da mutlaka ortaya koyacaktır.” Ankebut Suresi, 29/2-3. Ayetler

[4] “Yoksa siz, sizden önce geçenlerin başlarına gelenin benzeri sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?”  Bakara Suresi, 2/214. Ayet

[5] “Allah, Allah yolunda çarpışıp öldüren ve öldürülen mü'minlerden, karşılığı cennet olmak üzere, mallarını ve canlarını satın almıştır. Bu O'nun üzerine, Tevrat, İncil ve Kur'an'da vaadedilmiş olan bir haktır. Allah'dan daha çok ahdine vefa gösterebilen kim vardır? Şu halde yapmış olduğunuz bu alışverişinizden dolayı sevinin. İşte büyük kurtuluş budur.” Tevbe Suresi, 9/111. Ayet

[6] “Mü'minlerden öyle adamlar vardır ki, Allah'a verdikleri söze sadık kaldılar. Onlardan kimi (Allah yolunda şehid edilmek suretiyle) adağını yerine getirdi, kimi de (şehid olmayı) beklemektedir. (Ahidlerinde) hiçbir değişiklik yapmamışlardır.” Ahzab Suresi, 33/23. Ayet

[7] “Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etmeleri için yarattım.” Zariyat Suresi, 51/56. Ayet.

[8] “Fitne kalmayıncaya ve din tamamıyla Allah'ın oluncaya kadar onlara karşı savaşın.” Enfal Suresi, 8/39. Ayet